Forum
Moderatorler: Çağan Yasin , yavuznuri, Yıldıray, kadir, metkar
Yazar Mesaj
Çağan Yasin
14 Mar 08 saat: 13:19
Site Kurucusu


Kayıtlı Üye #1
Kayıt Tarihi: 04 Ara 05 saat: 12:18

Mesaj Sayısı: 563
19 kez 18 mesajda teşekür aldı
[html] Tıpta Son Yenilikler (1)
Tıpta Son Yenilikler (1)
Hastalara zarar da verebilen ışın tedavisinde Yoğunluk Ayarlı Radyoterapi adlı yeni aygıt sayesinde başarı şansı yükseldi. FOTOĞRAF: VAHAP ŞATIR
Bilimdeki yenilikler hekimleri sevindiriyor: Gen haritaları hastalığın teşhis şansını güçlendiriyor. Hedefe yönelik geliştirilen ilaç tedavisi sayesinde yan etki kâbusu atlatılıyor. Işın tedavisinde doz ayarı inceliyor 13/02/2005 (10504 kişi okudu)  

Özgür Gökmen ÇELENK (Arşivi)

BAŞLARKEN
Kanser, kısırlık, estetik, alzheimer, parkinson, kalp... Tıp, her alanda baş döndürücü bir hızla gelişiyor. Yeni yöntemler, ilaçlar, tıbbi cihazlar sayesinde insanlara daha kaliteli ve sağlıklı bir yaşam sunuluyor. Artık, kanseri ölümle eşdeğer tutmak, sara kirizleri nedeniyle eve kapanmak, diyabet yüzünden her gün ensüline mahkûm olmak, kısırlık yüzünden anne-baba olmadan vazgeçmek tarihe karışıyor. Tıpkı bir zamanların çaresiz olarak nitelendirilen hastalıkları veba, çiçek, zatürree, verem gibi...
Birkaç yıl öncesine kadar 24 saat süren, hastaların haftalarca yoğun bakımda kalmasına neden olan kalp, beyin ameliyatları artık birkaç saatte yapılabiliyor, hastalar ameliyat masasından kalkıp evine gidebiliyor. Hatta riskli ameliyatları artık robotlar gerçekleştiriyor.
Göz alanındaki gelişmeler ise körlüğe kadar varabilen birçok hastalığın erken teşhis ve tedavisinde etkili biçimde kullanılıyor. Özellikle çok gelişen lazer teknolojisiyle neredeyse kusurlu göz kalmıyor.
Estetik alanında da 'yüz güldüren' gelişmeler var. Artık yıllara meydan okumak isteyenler öğle tatili arasında bıçak altına yatmadan kırışıklıklarından kurtulabiliyor.
Tıpta bugün gelinen son aşama ne?
Son bir yıl içinde kaydedilen gelişmeler hayatımızda nasıl değişikliklere yol açıyor? Kanser, kalp, alzheimer, epilepsi, kalp, estetik ve plastik cerrahi, cinsel fonksiyon bozuklukları, diyabet ve göz alanındaki son yenilikleri, uzmanlarına sorduk.


Yaşam süresi artıyor, nüfus yaşlanıyor. Sigara tüketimi ise hız kesmiyor. Bu nedenle kanserin görülme sıklığı da artıyor. Ancak kansere boyun eğmek artık kader değil. Marmara Üniversitesi Hastanesi Onkoloji Anabilim Dalı Başkanı Doç. Serdar Turhal, "Karşıma bir kanser hastası geldiğinde kendimi bir yıl öncesine göre daha az çaresiz hissediyorum" diyor.
Yılın birkaç ayını ABD'deki St. Mary's Hospital'daki kanser hastalarını tedavi ederek geçiren Doç. Dr. Turhal'a göre, 10 yıl sonra bu hastalığı meme, akciğer kanseri gibi kaba tanımlamalarla konuşuyor olmayacağız. Kanserlerin yüzlerce küçük alt birimleri olacak. Bu nedenle de hiç kimsenin tedavisi bir başkasınınkine benzemeyecek, tedaviler bir bilgisayar programı hassaslığıyla yapılacak.
Doç. Dr. Turhal, kanser konusunda bir yıl içinde meydana gelen yenilikleri anlattı.
1) Hedefe yönelik tedavi
Şu anda onkolojinin en çok üzerinde durduğu alanlardan biri kanser hastalarında hedefe yönelik tedavi. Son bir yıl içinde kanser tedavisindeki başarı oranını yüzde 15 kadar artıran bu alandaki gelişmeler, özellikle kalınbağırsak ve akciğer kanserlerinde kullanılıyor.
Peki bu yaklaşımın getirdiği yenilik ne? Bu soruyu basitçe şöyle açıklayabiliriz:
Bir yıl öncesine kadar kanserli hücreleri öldürmek için kullanılan en yaygın ilaç kemoterapiydi. Çok etkili bir tedavi olmasına karşın kemoterapinin vücudun kanserli olmayan hücrelerine zarar vermesi maalesef kaçınılmaz:
Saçları döküyor, ağızda yaralar oluşturuyor, uzun süre devam eden ishale, yorgunluk hissine, bulantıya neden oluyor...

Daha az yan etki
Ancak hedefe göre geliştirilen yeni ilaçlar sayesinde kanser hastaları kemoterapinin hiçbir yan etkisinden zarar görmüyor. Bu ilaçların esası, kanser hücrelerinin üzerindeki bazı işaretleri tanımaya dayanıyor. Bunu şöyle detaylandırmak mümkün: Kanserli hücreler üzerinde normal hücrelerden farklı bazı reseptörler bulunuyor. Ve bu reseptörlere belli moleküller bağlandığı zaman kanser daha hızlı biçimde ilerliyor.
Ancak, şu anda Türkiye'de de kullanılan yeni ilaçlarla, yapay moleküller yaratılıyor ve bunlar kanserli hücrelere aktarılıyor. Tümöre kilitlenen bu ilaçlar, kanserli hücrelerin hızlı biçimde bölünmesini engelliyor. Yani tümör daha büyümeden olduğu yerde sabitleniyor.
Bu sayede hasta tedavinin hiçbir yan etkisini görmüyor, öyle ki çoğu zaman hastalar tedaviyi aldıklarını bile fark etmiyor.
2) Kanserin seyrini belirleme
Kanser tedavisindeki bir başka sevindirici gelişme, tedaviye başlamadan önce yapılan incelemeler ve buna uygun bir planlamanın yapılması. Bu yaklaşımın getirdiği avantajları anlayabilmek için iki yıl öncesinde ve günümüzde meme kanseri teşhisi konulan birine yapılan uygulamaları kıyaslamak yeterli.
İki yıl önce meme kanseri teşhisi konulan bir kadının kabaca iki özelliğine bakılıyordu. Bir, tümörün boyutu nedir, iki, lenflere sıçramış mı? Daha sonra hastanın kemoterapi alıp almayacağına karar veriliyordu. Ancak, o sıralar hekimlerin kafasını karıştıran soru şuydu: Tümör küçük olmasına karşın neden bazı hastalar kemoterapiden hiç fayda göremezken ve hastalıkları hızla ilerlerken, nasıl oluyor da kanseri çok geniş alana yayılanlar tedaviye daha hızlı yanıt veriyordu? Kemoterapi bazı hastalarda gerçekten de işe yaramıyor muydu?

Niye bazılarında daha etkili?
Bu sorular hekimlerin kafasını kurcalarken, iki yıl önce ilk olarak meme kanserinde kullanılan ancak günümüzde akciğer ve kalınbağırsak gibi pek çok kanserde de kullanıma sunma imkanı beliren yeni bir yöntem keşfedildi: Gen haritaları.
Yakın bir gelecekte meme kanseri olduğu kanıtlanan bir kadına tedaviye başlamadan önce ilk yapılan şey gen haritasının çıkarılması olacak. Bu yöntemle önce, tümör üzerinde nasıl genetik değişiklikler olduğu belirleniyor. Hangi genin nasıl bir hasara uğradığı ortaya çıkarılarak, kanserin geldiği aşama üzerinde fikir elde ediliyor. Hemen sonra da buna göre bir tedavi belirleniyor.
Bu uygulama sayesinde kemoterapiden hiç fayda görmeyecek bir hasta boşuna bu yöntemin yan etkilerine maruz kalmıyor ve daha yararlı bir tedaviye yönlendiriliyor.
3) Destek tedavileriyle ilgili yenilikler
Her ne kadar birçok yan etkisi olsa da kanser tedavisinde günümüzde en çok başvurulan yöntemlerden biri kuşkusuz kemoterapi. Son bir yıl içinde Türkiye'de de hastaların hizmetine giren bir başka yenilik, kemoterapinin bazı yan etkilerini minimuma indirmek.
Kanser tedavisi deyince maalesef birçok kişinin ilk aklına gelen şey kusma. Bazı kanser hastalarının günde ortalama 10 kez kustuğu düşünülürse gerçekten ciddi olan bu sorun, yeni kullanılmaya başlayan ilaçlar sayesinde asgariye indiriliyor.
Kemoterapinin bir başka yan etkisi ise kırmızı kan hücrelerinin düşmesi. Hastaları yorgun ve halsiz bırakan bu etki de artık yeni ilaçlar sayesinde hafifletilebiliyor. Yine kemoterapiden en çok zarar gören hücrelerden biri olan beyaz kan hücrelerinin azalması yakın-da piyasaya girecek ilaçlarla daha kolay teda-vi edilebilecek. Böylece vücudun mikroplara karşı savunması daha güçlü olacak.
4) Ağızdan kemoterapi ilacı
Kanser tedavisinde kemoterapi ilaçlarıyla ilgili son yıllarda yeni bir dönem başladı. Damar yoluyla verilen kemoterapi ilaçları artık ağız yoluyla alınabiliyor. Peki bunun faydası ne? Kemoterapi ilaçları çok güçlü olduğu için damar yoluyla verildiklerinde geçtikleri damarı tahriş ederek orada bazı hassasiyetlere ve ağrılara yol açıyor. Hatta damarları büzdüğü için hastalar kemoterapiyi aldıktan aylar, yıllar sonda bile kollarını tam olarak açamayabiliyor.

Tedavi evde sürebilecek
Ancak yeni teknolojiyle gittikçe daha fazla kemoterapi ilacı ağızdan alınabiliyor. Bu sayede hastalar, önümüzdeki yıllarda ilaçlarını evde alabilecek, hastane kuyruğunda beklemek, kemoterapi için uygun damar bulundu mu, bulunmadı mı gibi sıkıntılardan kurtulacak.
5) Yeni ilaçlar
Yeni teknolojiler sayesinde kanser ilaçlarının diğer organlara verdiği olumsuz etkiler de asgariye indiriliyor. Örneğin kanser tedavisinde kullanılan bazı ilaçlar, kalbe kadar ulaşarak bu bölgeye zarar verebiliyor. Yan etkileri minimumda tutmak için bu ilaçlar, şimdiye kadar bazı hastalara gerekenden daha sınırlı veriliyordu. Bu da tedaviye hızlı yanıt vermeyi engelliyordu. Ancak yeni keşfedilen bazı moleküllerle, ilacın başka bir organdaki zararlı etkisi ortadan kaldırılabiliyor. Hatta bilimadamları bu moleküllerün yapısıyla oynayarak aynı ilacı haftada üç kez vermek yerine ayda bir kez verme şansını elde ediyorlar. Bu da hastanın hastaneye gitme sıklığını azaltıyor.
Bir diğer yenilik de, bazı kanser ilaçlarının değişik türlerde de başarı sağlaması. Bu konuda en iyi örnek prostat kanseri. 1980'lerden itibaren prostat kanserinde sürekli bir tedavi arayışı sürmüş, fakat somut bir gelişme elde edilmemişti. Ancak yaklaşık bir yıl önce, yapılan araştarmalarla diğer kanser türlerinde kullanılan ilaçların prostat için umut olabileceği ıspatlandı.


Radyoterapide hedefe tam isabet
Kanserli hücrelerin yayılmasını önleyen radyoterapi tedavisinde 'yoğunluk ayarı' sağlayan bir cihaz hizmette. Artık tümöre doğrudan 'nokta atışı' yapılabilecek

Radyoterapi (ışın tedavisi), kanserle savaşta uzun yıllardır kullanılan tedavilerden biri. Tümör hücrelerinin çoğalmasını önleyen radyoterapi, kemoterapinin aksine sadece uygulandığı bölgede etkili olan bir seçenek. Dolayısıyla bu tedavi yöntemi, hastalığın aynı yerde nüksetmesini önlemeyi amaçlayarak, tümörün başka bölgelere sıçramasını engelliyor.
Kontrolü zordu
Fakat, radyoterapi günümüzde bazı hastalarda istenilen sonucu yeterli ölçüde sağlayamıyor. Özellikle omurilik, tükürük bezi, ağız içi, genital bölge gibi hassas bölgelerin radyasyona duyarlı olması nedeniyle radyoterapi dozlarının kontrolünde zorluklar yaşanıyor. Ancak, 'yoğunluk ayarlı radyoterapi' (YART) adı verilen yeni bir cihaz sayesinde artık radyoterapi tedavisinde yeni bir dönem başlıyor.
Metropolitan Florance Nigtingale Hastanesi Radyasyon Onkolojisi Bölümü'nden Dr. Şefik İğidem, YART'ın daha önceki radyoterapi tekniklerinden farkını şöyle açıklıyor:
"Daha önceki teknikler, tedavi edilecek organı veya tümörü iyi lokalize edemiyordu. Yani, tümörün nerede olduğunu tam olarak bilemiyorduk. Bu yüzden de ışın tedavisini daha geniş bir alana uygulamak zorunda kalıyorduk. Bu da bizim için daha fazla yan etki anlamına geliyordu.
Tümörün tam yeri bulunuyor
Oysa YART adlı cihaz, tomografi bazlı planlama teknikleri sayesinde tümörün ve risk altındaki organların nerede olduğunu tam olarak belirliyor. Ve tedavi kriterlerini buna göre programlıyor. Cihaz, risk altındaki organlar üzerinde doz yoğunluğunu da ayarlayabiliyor. Böylece hassas bölgeler ve organlar boşuna radyasyon etkisine maruz kalmıyor.
Doz, sabit yoğunluklu bir hüzme olarak değil, değişik yoğunluğa sahip binlerce hüzme şeklinde veriliyor. Bu da ağız içi, geniz bölgesi gibi tümörlerde veya bağırsak ve idrar torbasına komşu bölgelerdeki tümörlerde yan etkileri azaltıyor. Özellikle ağız kuruluğu, omurilik hasarı, bağırsak kanaması gibi istenmeyen sonuçların görülme riskini düşürüyor."
Birkaç ay içinde önce İstanbul'da Metropolitan Florance Nightingale Hastanesi'nde kullanılmaya başlanacak olan YART, şu anda ülkemizde çeşitli üniversite hastaneleri ve özel merkezlerde kurulma aşamasında.
Bu ilaç tedavi etmiyor!
Doç. Dr. Serdar Turhal, Türkiye'de de kullanılan ve akciğer kanseri için ümit vaat ettiği düşünülen 'Iressa' adlı ilacın kemoterapi alan hastalarda etkili olmadığının kanıtlandığını söylüyor. Bu ilacın Türkiye'de Marmara Üniversitesi de dahil sekiz merkez tarafından bir yıl önce denenmeye başlandığını anlatan Doç. Dr. Turhal, "Ancak sonuçlar çok olumsuz. Yaklaşık bir ay önce ABD'de bazı eyaletlerin sağlık sigorta sisteminin bu ilacı ödemediğini gördüm" diyor. Doç. Dr. Turhal, Iressa'nın kemoterapi almayan hastalara faydası konusunda araştırmaların sürdüğünü söylüyor.
Tıpta Son Yenilikler (2)
Tıpta Son Yenilikler (2)
15 yıllık çalışma ilk meyvesini verdi. Yeni ilaçlar kanserli hücreleri değil bu hücrelerin büyümek için ihtiyacı olan ortamı yok ediyor. Böylece hastaların ortalama ömür süresi yüzde 30 artıyor 14/02/2005 (6368 kişi okudu)  

Özgür Gökmen ÇELENK (Arşivi)

Kanser araştırmalarında her geçen gün yeni gelişmeler kaydediliyor. Kanseri hiçbir tedavinin şu anda kökten çözemediğini söyleyen uzmanlara göre biraz daha sabretmeliyiz. Çünkü yakın gelecekte bunu başarabilmek mümkün gibi görünüyor.
Acıbadem Kozyatağı Hastanesi medikal onkoloji uzmanı Dr. Kerim Kaban, "Kanser tedavisindeki yepyeni yaklaşımlar umut veriyor" diyor. Bu yeni yaklaşımlar arasında kanserde damar oluşumunu engelleyen ilaçlar, kanserin yayılmasını hatta kanser hücresinin keni kendini yok etmesini sağlayan tedaviler var. Dr. Kaban'ın verdiği bilgilere göre kanser tedavisindeki yenilikler şöyle:
Kanseri boğmak
Son 15 yıldır sürdürülen çalışmalar sonucu kanseri boğarak öldürebilen ilaçların ilk örnekleri geçen yıl ABD'de kullanıma girdi. Bu, bir devrim niteliğinde. Yaklaşık 50 yıldır kanser tedavisi, tümörlü hücreleri zehirleyerek öldüren ilaçlarla yapılıyordu. Ancak bu yöntem kullanılırken normal hücrelerin zarar görmesi engellenemiyordu. Sonuçta da saç dökülmesi, bulantı, kusma, halsizlik gibi yan etkiler ortaya çıkıyordu. Oysa artık amaç, kanser hücrelerinin kendisi değil, kanser hücresinin lojistiğini yok etmek. Gelinen aşama özetle şöyle:
Normalde vücutta var olan damarların dışında yeni damar oluşumu yok. Ancak, acil durumlarda yeni damarlar yaratılabilir. Elimiz kesildiğinde vücudumuz, yara iyileşene dek orada yeni damar inşa eder.
Tıpkı bir ordunun lojistik hatlara ihtiyacı olduğu gibi, bir tümörün de büyüyebilmesi için kan damarlarına gereksinimi var. Tümörün yaşayabilmesi için en yakın damardan en fazla 1 milimetre uzakta olması şart. Yoksa bir topluiğne başı kadar büyüyebilir. Bu da hastalık yapmaz.
Ancak tümörler, varlıklarını sürdürebilmek için yakınlarındaki kan damarlarına bazı sinyaller yollayarak yeni kan damarları meydana getirir. Bu küçük kanallar, gelişmesi için ihtiyaç duyduğu besini ve oksijeni tümöre taşır. Dolayısıyla kanser yaşamını sürdürmek, büyümek için elverişli şartlara kavuşmuş olur.
İşte kanseri boğarak öldürmek yöntemi bu aşamada devreye giriyor. Bu sınıf ilaçlar, bir tümörün damar oluşturması için yolladığı sinyalleri veren anteni kırıyor, bozuyor ya da bloke ediyor. Böylece kanser orada besinsiz ve oksijensiz kalıyor, bir anlamda boğuluyor.
Yöntemin en heyecan verici yanı, potansiyel olarak çok az yan etkisi olabilecek bir tedavi. Yeni kan damarı oluşumu kapatılınca tümör cinsine bakılmaksızın birçok tümöre karşı etkili bir tedavi yapılıyor.
Peki kanseri boğarak öldürme tedavisinde hangi aşamadayız? Henüz emekleme çağında. Yine de şimdiden ABD'de FDA onayı almış bir ilaç var. 'Avastin' adlı bu ilaç, yayılmış bağırsak kanserinde ilk seçenek tedavilerden biri olarak kullanılmaya başlandı. Kemoterapiyle birlikte etkisi daha da artıyor. Yani kanser 'bir yandan kemoterapiyle tokatlanıp, bir yandan da bu ilaçlarla lojistikten yoksun bırakılıyor'. Böylece, hastada ortalama ömür süresi, eskiye göre yüzde 20-30 kadar uzayabiliyor.
Türkiye'de bu ilaçlar henüz kullanılmıyor ama kısa bir süre sonra gelmesi bekleniyor.
Kanseri boğarak öldürmek yönteminin aynı prensiple bazı romatizmal hastalıklar, eklemlerdeki bozulmaları önleme, şeker hastalığı ile gelişen görme bozukluklarında da kullanılabileceği öngörülüyor.
Genetik çalışmalar
Önümüzdeki 10 yıl içinde köklü değişiklikler genetik alanda olacak. Birkaç yıl önce insan genetik kitaplığının kodu çözüldü. Yani artık şifremizi biliyoruz. Mesela ortaçağda yaşayan bir çiftçisiniz. Elinize Boeing 747'nin nasıl yapılacağına dair bir kitap verildi. Kitapta her parçanın teknik özellikleri, nasıl kurulacağı anlatılmış. Hayatınızda hiç uçak görmemiş dahi olsanız, elinizdeki bilgilerle çok şey öğrenebilirsiniz. Gen haritası da buna benziyor.
p53 diye adlandırılan bir gen konusunda ilginç gelişmeler var. Bu genin özelliği, hasar gören hücrelere intihar etmesini emretmesi. Herhangi bir nedenle hasar gören bir hücrenin bozuk yapısının daha sonraki hücrelere aktarılmaması için p53 geni aktive olarak bu hücrelerin kendi kendini öldürmesini sağlıyor. Araştırmalara göre p53, akciğer, pankreas, başboyun kanserlerinde çalışmaz durumda.
Şimdi hiç de hayali olmayan bir senaryo: p53 genini bir akciğer kanseri hastasının tümörüne geri verdiğinizi düşünün. Tümörlü hücreler intihar edecek ve kanser ortadan kalkacak. Bu teknik henüz klinik deney aşamasında ama gelecek için çok umut vaat ediyor.
Kemik iliği, kök hücre
Kemik iliğindeki kök hücreler, aldıkları sinyallere bağlı olarak değişime uğrayan ve birçok değişik kan hücresini tek bir kaynaktan oluşturan hücreler olarak tanımlanıyor. Bu hücreleri damarlarda dolaşan kandan elde etmek ve hastalara vererek onların vücutlarında kan yapılmasını sağlamak mümkün. Kanser hücreleriyle kirlenme riskinin daha az olması kök hücre naklinin kanser tedavisinde kullanılmasına olanak tanıyor.
Nakil sırasında, daha önceden toplanan kök hücreler hastaya damardan veriliyor ve bu hücreler kemik iliğine yerleşerek kan yapmaya başlıyor. Kemik iliği ve kök hücre nakli günümüzde birkaç ana nedenden ötürü kullanılıyor. Tedaviye dirençli olan bazı kanserlerde yüksek doz tedavi verebilmek bu nedenlerden biri. Çok yüksek dozlu tedavi, çoğu kez kemik iliğindeki hücreleri de öldürdüğü için normalde mümkün değil. Ama tedavi sonrası hastaya ilik ya da kök hücre nakli yapılırsa kemik iliği yeniden normal çalışmaya başlayabiliyor.
Diğer neden ise kemik iliği kökenli bazı kanserlerin yok edilmesi. Akut myelositik ve lenfositik lösemi, kronik myelositik lösemi ve özellikle multiple myeloma gibi bazı kan kanserlerinin ve bazı lenf kanserlerinin tedavisinde son yıllardaki gelişmelerle kök hücre naklinin artık kabul edilmiş bir yeri var.
Türkiye'de bazı üniversite ve özel hastanelerde uygulanabiliyor.
İkinci ameliyata son...
Kanser konusunda yüz güldürücü gelişmelerden biri de her 100 bin kişiden beşinde ortaya çıkan beyin tümörüyle ilgili. En yaygın tedavi yöntemi ameliyat. Ancak bu hem çok zor hem de riskli. Çünkü tümörler bazen konuşma, hareket veya görme merkezinin yakınında olabilir. Bu da kalıcı hasarlar oluşturabilir. Ancak yaklaşık altı aydır, tıp teknolojisindeki yeniliklerden biri olan 3 Tesla MR adı verilen cihaz sayesinde beyin tümörleri ameliyatları kolaylaştı.
Acıbadem Kozyatığı Hastanesi radyoloji uzmanı Dr. Alp Dinçer, bu cihazın klasik görüntüleme cihazlarından farkını iki ayrı vaka örneğiyle açıklıyor:
"Klasik uygulamada hastanın tümörü sadece ameliyat öncesinde görüntülenir. Daha sonra tümör bölgesine yönelik ameliyata başlanır. Cerrah, kafatasını açar, tümör bölgesine ulaşır ve görebildiği kadar tümörü çıkarır. Büyük bir bölgede çalışamaz, beyne zarar verme olasılığı vardır.
Ya tümör kalmışsa!
Dolayısıyla cerrah tümöre eriştiğinde onu her zaman tam olarak çıkardığından emin olamaz. Tahminen ameliyatın ertesi günü çekilen MR'da neler olup bittiğini görebilir. Tümör kalmışsa hastayı ikinci ameliyat bekler.
Şimdi de başka bir beyin tümörlü vaka düşünün. Kafatası açılan hastanın ameliyat sırasında 3 tesla intraoperatif cihazı sayesinde tümörünün büyüklüğü, yeri gibi her ayrıntısı incelenebilir. Diyelim, cerrah tümöre ulaştı ve o sırada görüntülemeye ihtiyaç duydu.
Hemen MR cihazıyla hastaya bakılabilir. Gerçekten tümörün ne kadarı alınmış, ne durumda, ne kadar normal dokulara yakın çalışıldı, tümörün içi ne kadar kanamış... Bunların hepsini görme şansı elde ediyoruz.
Ameliyat sonlandırılmadığı için gerektiğinde 30 saniye sonra operasyona kaldığı yerden devam edebiliyoruz. Böylece ikinci ameliyat olasılığı ortadan kalkar.
Bu teknolojiye bugün için Türkiye'de sadece Acıbadem Hastanesi sahip bulunuyor."
Bir testle kanser riski belirlenebilir
Gen çalışmaları alanındaki gelişmeler sayesinde şimdiden bazı kanser türleri için risk olasığılını ortaya çıkarmak mümkün. Dr. Kerim Kaban, özellikle meme, yumurtalık ve bağırsak kanserleri için basit bir testle risk olasılığının belirlenebildiğini söylüyor. Kaban'a göre, yakın akrabalarınızda bu kanserlerden biri varsa, sizi hangi genin bu kanserlere hassas hale getirdiği biliniyor:
"Bir kan testi yapıyoruz ve sizde DRCA 1 ve DRCA 2 geni varsa, diyoruz ki, meme kansere riskiniz yüzde 50. Bütün meme kanserlerinin sadece yüzde 10'u genle açıklansa bile bu hiç de az bir rakam değil. Eğer bu gen sizde olmasaydı, riskiniz yüzde 10-14 olacaktı."
Tıpta Son Yenilikler (3)
Tıpta Son Yenilikler (3)
Aysel Yılmaz, 28 yıllık hastalığı saradan, ameliyatla kurtulmuş. Bir yıldır bayılmıyor. Ancak binlerce kişiye şifa olabilecek bu yöntem henüz fazla bilinmiyor 15/02/2005 (5440 kişi okudu)  

Özgür Gökmen ÇELENK (Arşivi)

Bir sabah okula gitmek için hazırlanıyordum. Ocakta yemek pişiyordu; annem
ocağın altını söndürmemi istedi. Mutfağa doğru yürürken gözlerimin önünden birden karabulutlar geçti. Hiçbir şey göremiyordum. Annem okula gitmemek için yalan söylediğimi düşünüyordu. Oysa beynim, iradem dışında hızla şiddetli bir sarsıntının etkisi altına giriyordu. Aniden yere düştüm, vücudum titriyordu, sonra kasılmalar başladı. Gözlerimi açtığımda hastanedeydim... Sara hastası olduğumu söylediler. Bu nöbetin ardından üç yıl hiçbir şey olmadı.
Ancak iç sıkıntısıyla gelen bir sonraki nöbet, benim için zor günlerin başlangıcıydı. Sıklaşan nöbetler, artık hayatımın bir parçası haline gelmişti. İlaç tedavisine başladım, bu şekilde uzun yıllar idare ettim. Ancak sonra peş peşe nöbetler geldi. Günde beş kez bayıldığım oluyordu. Dışarı çıkamıyordum, başkalarının yardımı olmadan yaşamımı sürdüremiyordum.
Benim için rutinleşen nöbetlerden birinin ardından hastaneye kaldırıldım. Bir hafta süren incelemelerden sonra ameliyatla sorunlarımın azaltılabileceği söylendi. Hiç düşünmeden ameliyat olmaya karar verdim. Operasyonun üzerinden bir yıl geçti ve bu süre içinde bir kez bile hayatımı kâbusa çeviren nöbetlerle karşılaşmadım.
Aysel Yılmaz, 28 yıl birlikte yaşadığı epilepsiden cerrahi yöntemle bir günde kurtuldu. Sara nöbetlerini bitiren bu alandaki başarılar, Türkiye'de, görüntüleme ve cerrahideki yenilikler sayesinde son bir yıl içinde iki-üç kat arttı. Ancak aslında binlerce hastaya umut olabilecek bu teknik, halen yeterince bilinmediği için cerrahi tedaviden yararlanan hastaların sayısı sadece yüzlerle ifade ediliyor.
Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi 3. Nöroloji Klinik Şef Yardımcısı Doç. Dr. Nalan Kayrak, son yıllarda başarı oranının yüzde 90'a kadar çıktığı belirtilen epilepsi cerrahisiyle ilgili soruları yanıtladı.
Epilepside cerrahi yöntem yeni bir uygulama mı?
Türkiye'de bu ameliyatlar 10 yıldır yapılıyor. Ama yeni olan şey şu: Gelişen görüntüleme teknikleriyle epilepsi cerrahisi artık çok kolay yapılır hale geldi. Eski görüntüleme teknikleriyle beynin çok ince ayrıntılarını göremiyor, kireçli bölgelerini fark edemiyorduk. Ancak bugün sara hastalığının yerini çok iyi ortaya koyabiliyoruz. Ayrıca cerrahi tekniklerdeki ilerlemeler de çok gelişti. Bu sayede son bir yıl içinde başarı oranları birkaç kat arttı. Şu anda cerrahi tedavi sayesinde hastaların yüzde 65-70'inde tam kontrol sağlayabiliyoruz. Hatta bazı merkezlerde bu oran yüzde 90'lara kadar çıkabiliyor. Eksik olan tek şey, hastaların bu yöntemden yararlanamaması.
Neden?
Çünkü bu konu ne hastalar ne de doktorlar tarafından yeterince biliniyor. Hastalar kendilerine yıllar önce söylenmiş tedaviyi uyguluyor. Belki de epilepsileri çözümlenecekken sık sık nöbet geçirmeye devam ediyorlar.
Nispeten yeni bir konu olduğu için hekimler de bu konuda yetersiz. Birçok hekim, epilepsi cerrahisinin getirdiği ufuklardan haberdar değil. Cerrahiyi son çare olarak düşünüyorlar. Halbuki bazı epilepsi hastalarında iki yıl, nöbetlerin dirençli olup olmadığına karar vermek için yeterli. Bu hastalarda daha fazla ilaç denenmesi gerekmiyor, tam tersine vakit kaybettiriyor. Bizim ve üniversite hastanelerinin bu konuda sonuçları ortak olan bir çalışması var: Kişilerin epilepsilerinin başlamasıyla cerrahiye gitmeleri arasında geçen süre ortalama 19 yıl. Oysa bir yandan da çözüm yolu ortada.
Epilepsi yaygın bir hastalık mı?
Ülkemizde 350 bin kişiyi ilgilendiren bir sorun. Ancak cerrahi uygulanması gereken hastalarla, cerrahi yapılan hastaları karşılaştırdığımızda rakamlar devede kulak. Her yıl binlerce kişinin bu yöntemden yararlanması gerekirken, bu rakam maalesef yüzlerle ifade ediliyor.
Her hastaya yapılabilir mi?
Hayır. Öncelikle beyinlerinde epilepsiye neden olan yer belliyse yapılabiliyor. Özellikle 'temporal lop'unda (şakak bölgesi) anormalliği olan hastalar ameliyattan çok yarar görüyor.
Kimlere yapılabileceği konusunda bir dizi araştırma yapılması lazım. Eskiden bunlar çok karmaşık incelemelerdi. Fakat şu anda zarar verici hiçbir inceleme kalmadı. Operasyon da kolay. Cerrahiden bir hafta sonra bile hasta normal yaşamına dönebiliyor.
Yaş sınırı var mı?
Hayır ama çok gecikmemekte fayda var. Çok uzun süreli epilepsisi
olanlarda 30 yaşından sonra yapılan ameliyatlarda sonuç iyi olmayabiliyor.
Ameliyat nöbetleri kesiyor mu?
Büyük bir çoğunluğunda hemen bitiyor, bir kısmında da çok seyrek devam ediyor. Ama bunlar da ilaçlarla kontrol altına alınabiliyor.
Hangi merkezlerde yapılıyor?
Devlet hastanesi olarak Türkiye'de sadece Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi yapıyor. Bunun dışında İstanbul, Cerrahpaşa, Marmara, Hacettepe ve Gazi Üniversitesi tıp fakültelerinde de uygulanıyor.
Yeni epilepsi ilaçları var mı?
Bir yıldır daha az yan etkili ilaçlara sahibiz. Bu sayede uyku, unutkanlık, karaciğer ve böbreklerde yan etki gibi olumsuzluklar çok daha az görülüyor.
Kök hücre umudu
Migrene karşı botoks yaygın bir tedavi olma yolunda ilerliyor. Alzheimer, ALS ve parkinsona karşı umut, sinirlerin kendini yenilemesini sağlayacak kök hücre

İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Nöroloji Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Mustafa Ertaş sinir sistemi hastalıklarıyla ilgili yenilikleri şöyle anlattı:
Alzheimer, ALS, parkinson
Son bir yıl içinde nörolojide (sinir sistemi) en heyecan verici şey, kök hücre nakli konusundaki gelişmeler.
Günümüzde, alzheimer (unutkanlık), beyin ve omurilikteki hareket nöronlarının bir gün intihar etmeleriyle meydana gelen ALS (kalıtsal iskelet hastalığı), beynin belirli yerdeki hücrelerinin bilinmeyen nedenle ölmeye karar vermesi sonucu oluşan parkinson gibi sinir sistemi hastalıklarını tamamen ortadan kaldıracak bir tedavi yok. Aynı şekilde, omuriliği felç olduğu için tekerlekli sandalyeye mahkûm birini ayağa kaldıracak bir kür de bulunmuyor.
Çünkü sinir hücreleri (nöron), kendilerini hiçbir şekilde yenileyemiyor. Oysa başka dokular yeniden doğabilme yeteneğine sahip. Sözgelimi mideden bir parça alınsa bile buradaki hücreler kendilerini yeniden tamir edebiliyor.
Tablo böyleyken kök hücre, özellikle son bir yıl içinde kaydedilen gelişmelerle nörolojide yepyeni bir dönem açtı. Çünkü kök hücreler sayesinde bugüne kadar tıbbın hiçbir şekilde başaramadığı bir şeyi gerçekleştirmek mümkün gibi görünüyor: Ölen sinir hücrelerini yeniden yaratmak.
Kök hücre, kanda, omurilikte ve yeni doğan bebeklerin kordon kanında bulunan bir grup hücre.
En önemli özelliği bir göreve adanmamış olmaları. Yani vücutta ne iş olsa yapabilirler. Bu özellik kök hücrelerini, şekil değiştirerek ekildikleri yerdeki hücrelerin fonksiyonlarını yapabilir kılıyor.
İşte kök hücrelerin bu nitelikleri, alzehimer, parkinson, ASL, omurilik zedelenmeleri gibi hastalıklarla kaybedilen sinirlerin yerine yenilerini oluşturma şansı doğuruyor. Özellikle son bir yıl içinde yapılan çalışmalar da kök hücrenin bu hastalıklar için çok yakın gelecekte bir umut olacağı yönünde.
Türkiye'de de bu konudaki araştırmalar, son dönemlerde özellikle trafik kazaları nedeniyle omurilik yaralanması, bel ya da boyun kırığı nedeniyle kol ve bacakları tutmayan hastalar üzerinde yoğunlaşıyor.
Ülkemizde kök hücre nakli az sayıda da olsa uygulanıyor. Felçli
bir insana kök hücre uygulandı ve hareketinin bir miktar düzeldiği gözlendi. Türkiye'deki uygulamalar sınırlı da olsa, dünya verilerine baktığımızda bizi olumlu düşünmeye yönlendirecek bir hayli kanıt var. Birkaç yıl içinde bu uygulamalar yaygınlaşacak.
Migrene botoks
Türkiye'de her beş kadın ve her 10 erkekten birini etkileyen migren konusunda da yenilikler var.
Son bir yıl içinde bilim adamlarını en çok heyecanlandıran konu, botilinum toksin'in migren tedavisinde bir seçenek olacağı yönündeki veriler. Kasları felç eden bir toksin olan botoksun migren krizlerini belirgin biçimde azalttığını gösteren bilimsel yayınlar giderek artıyor.
Botoksun migrendeki olumlu etkisi aslında kozmetik amaçlı kullanılmıyla kısa bir süre önce keşfedildi. Her şey kırışıklıkları için estetik cerrahına başvuran kadınların bir süre sonra migren ağrılarının giderek azalmasını söylemesiyle başladı. Botoksun önümüzdeki yıllarda bu konuda yaygınlaşacak bir ilaç olması kuvvetle muhtemel.
Peki böyle bir toksin uygulamasının işe yaradığı kanıtlanırsa migrene getirisi ne olur? Migren çok kolay kontrol altında tutulabilecek. Bir defalık iğneyle ağrılar altı ay, belki de hiç tekrarlanmayacak. Böylece kronik ilaç kullanımından da hasta kurtulmuş olacak. Ayrıca migren ilaçlarının kilo, el ayak uyuşması, saç dökülmesi, cinsel performansı bozması gibi yan etkileri de ortadan kalkmış olacak.
Migrendeki bir başka umut verici çalışma da 'ardışık manyetik simülasyon' denilen bir cihazla bu hastalığı tedavi etmek. Yıllardır beyin araştırmaları için kullanılan bu cihazın son çalışmalarla migren ataklarını seyrelttiği ortaya çıktı.
Peş peşe kafanın manyetik alanını değiştiren bu cihaz, ilaçsız bir çözüm sunduğu için migrende yeni bir dönem açacak gibi görünüyor.
Tıpta Son Yenilikler (4)
Tıpta Son Yenilikler (4)
Kardiyoloji Derneği Başkanı Prof. Ali Oto: Risk grubundaki kişilerde kalp krizlerini önleyecek ilaçlar var. Kalp delikleri ameliyatsız kapatılıyor. Stent, takıldığı damar hiç tıkanmayacak şekilde geliştirildi 16/02/2005 (4369 kişi okudu)  

Özgür Gökmen ÇELENK (Arşivi)

Kalp hastalıkları, tüm dünyada en önde gelen ölüm nedeni. Dünya Sağlık Örgütü'ne göre önümüzdeki 20 yılda bu özellik değişmeyecek. Durum böyle olunca bilim adamları kalpten ölümleri azaltmak için peş peşe yeni tedavi yöntemleri geliştiriyor.
Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Kardiyoloji Anabilim Dalı öğretim üyesi ve Türk Kardiyoloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Ali Oto, kalp konusundaki yenilikleri özetledi:
Krizi önleyen ilaçlar
İki yıldır kalp hastalıklarının nedenini ve seyrini daha iyi anlar hale geldik. Bu, kardiyoloji için çok önemli, çünkü hastalıklarının mekanizmaları çözülünce tedavileri daha kolay ve etkin yapılabiliyor.
Hakkında daha fazla bilgi edindiğimiz hastalıkların başında, giderek sıklığı artan koroner kalp rahatsızlıkları geliyor. Şu anda hem tedavide, hem de korunmada etkisi büyük, yan etkisi az, yeni ilaçlar kullanmaya başladık. Bu ilaçların özelliği şu: Sadece kalp hastaları için değil, aynı zamanda risk grubundakiler için de geliştirilmiş olmaları. Diyelim, ailenizde kalp hastası var, sigara içiyorsunuz, beslenmenize dikkat etmeyip egzersiz yapmıyorsunuz. İşte bu noktada olası bir kalp krizi riskini önlemek için artık bazı ilaçlara sahibiz. Bunların bir kısmı kolesterolü düşüren, bir kısmı kanı sulandıran, bir kısmı da hormonal sistemi düzenleyen ve iltihabı önleyen ilaçlar.
Ritim bozuklukları
Halk arasında çarpıntı diye bilinen ve hızlı kalp atışı şeklinde görülen kalp ritim bozukluklarında çok önemli bir aşama kaydedildi. Özel haritalama sistemi (CARTO) denilen bir yöntemle ilaçla tedavi edilemeyen çarpıntılar başarıyla ortadan kaldırılabiliyor. Bu tekniğin esası şu: Kalp ritimleri, kalpteki kısa devrelerden kaynaklanır. Bazıları da kalpteki bir odaktan hızlı uyarı çıkması şeklinde olabilir. İşte bu kısa devrelerin veya hızlı uyarı odaklarının yerleri özel haritalama yöntemleriyle saptanarak, radyofrekans enerjisinin verilmesiyle ortadan kaldırılıyor.
Şok cihazı yaşatıyor
Kalp durmalarında ölümü önleyici nitelikte şok cihazları geliştirildi. Ayrıca üç odacıktan oluşan kalp pillerinin de kalp yetmezliği olan hastalarda kullanılması son birkaç yılın en önemli gelişmesi. Giderek daha küçük, daha etkin ve fonksiyonları daha fazla olan cihazlara sahibiz. 'ICD' adı verilen ve vücuda takılabilen cihazlar ölüm riskini yüzde 30'a varan oranlarda azaltabiliyor.
Kalp delikleri için
Son iki yıldır gündemde olan bu yöntem sayesinde artık kalp odacıkları veya büyük damarlar arasındaki delikler ameliyatsız kapatılabiliyor.
Bu yöntemle hasta genel anesteziye alınmıyor ve göğüs kafesi yarılmıyor. Tıpkı anjiyoda olduğu gibi kasıktan tellerle kalbe kadar ilerleniyor ve özel bir tıpayla delik kapatılıyor.
Tansiyona yeni ayar
Kalp alanında son iki yılda en önemli gelişme tansiyonun yüksekliğinin tanımıyla ilgili oldu. 20 yıl önce tıp fakültelerinde hipertansiyon kriteri 16 ve 9'du. Ancak şu anda büyük tansiyonu 13, küçük tansiyonu 8.5'in üzerinde olanları yüksek tansiyonlu olarak kabul ediyoruz.
Bir yıl içinde gerçekleşen bir başka yenilik de hipertansiyona eğilimli olanların tanımlanması. Buna göre, büyük tansiyonu 13-14 arasında, küçük tansiyonu 8-9 arasında olanlar hipertansiyon geliştirmeye aday. Bu, bizim için son derece anlamlı. Çünkü biz bu kişileri kontrol eder, onların kilo almasını önler, aşırı tuzlu yemesini, sigara içmesini engeller ve egzersiz yapmasını sağlarsak tansiyon yüksekliğinin gelişmesi çok daha ileri yaşlara kalabilir. Tansiyon konusunda bir diğer gelişme de çok fazla miktarda yeni ilacın olması.
Kolesterol aşağıya
Son birkaç yılda kolesterol seviyelerinin aşağıya çekilmesi konusunda önemli çalışmalar yapıldı. Eskiden 'Kolesterolü ne kadar düşürelim?' sorusunun yanıtı çok açık değildi, ama şimdi bunun cevabına sahibiz. Artık toplam kolesterolün 200'ün altına, kötü huylu kolesterolün de 100'ün altına çekilmesi, iyi kolesterolün de 50'nin üstünde olması gerektiği konusunda bir fikir hâkim.
Stentte ileri adım
Eskiden koroner, yani kalbi besleyen damarlardaki darlıklar, balon denilen bir uygulamayla açılıyordu. Hastanın kasık bölgesinden atardamarına girilmesiyle tıkalı damarın içine ulaşılarak burada bir balon şişiriliyor ve darlık açılıyordu. Sonra da açılan damarın yeniden daralma ihtimalinin azaltılması için damar içine metal kafes örgüleri (stent) koyuyorduk. Ancak stent takılan damarlar da tıkanabiliyor. Bu nedenle şimdi çok yeni olan bir yöntem kullanıyoruz. Artık stentlerin içine ilaçlar koyuyoruz. Böylece damarların tekrar daralması önleniyor.
Ameliyatsız kapakçık
Henüz deneme aşamasında olan bir çalışma gösteriyor ki, tahminen önümüzdeki beş yıl içinde kalp kapakçıkları ameliyatsız değişebilecek.
Bu, kardiyolojide çığır açacak. Yaşlılığa bağlı yıpranmayla meydana gelen kireçlenmeler, romatizmal hastalıkları gibi nedenlerle bozulan kalp kapakçıkları açık kalp ameliyatlarıyla değiştirilebiliyor. Ancak ameliyatsız yöntemle risksiz ve çok kolay değiştirilecek. Anjiyo gibi kasıktan tellerle girilip, kalbe ulaşılacak.
Genetik gelişmeler
Her alanda olduğu gibi kardiyolojide de genetik ve moleküler tıp önümüzdeki yıllarda tanı ve tedavi yöntemlerinde en önemli unsur olacak.
Günümüzde pek olanaklı olmasa da önümüzdeki 10 yıl içinde insanların hastalıklara yol açan yanlış genetik yapıları değiştirilebilecek. Bu yöntem hem korunma hem de tedavide kullanılabilir hale gelecek. Örneğin kalp için risk faktörlerinden biri olan kolesterolünüzü yükselten gen belirlenerek değiştirilecek.
Robot 'cerrah' işbaşında
Geleneksel kalp ameliyatlarında 20 santimlik kesik olurken, robotik cerrahide yara sadece 5 santim. Robotlar, ameliyatların yüzde 10'unda kullanılabiliyor

Kalp ameliyatlarını göğüs kafesini yarmadan yapma şansı tanıyan robotik cerrahi bir yıldır Türkiye'de kullanımda. Daha az ağrı, iz ve kısa sürede normal yaşama dönme fırsatı sunan robotik cerrahi, Florance Nightingale Hastanesi'nde 54 hastaya başarıyla uygulandı. Hastanenin Kalp Cerrahisi Bölüm Başkanı Doç. Dr. Belhhan Akpınar, robotik cerrahiyle ilgili soruları yanıtladı.
Robotik cerrahi nedir?
Kalp ameliyatlarını robot yardımıyla yapan bir yöntem. En çok baypas ameliyatlarında kullanıyoruz. Bunun dışında kapak tamirleri, kalp kulakçıkları arasındaki deliklerin kapatılması ve kalp pili takılmasında da yaygın olarak uygulanıyor.
Bu yöntemin özelliği ne?
Açık kalp ameliyatlarında göğüs kafesi yaklaşık 20 santim açılır ve operasyon gerçekleştirilir. Oysa robotik cerrahide ameliyat, sadece üç santimlik minicik kesilerden yapılıyor. Temel farklılığı bu.
Sistem nasıl çalışıyor?
İki bölümden oluşuyor. Biri kumanda (master), diğeri de köle (slave) ünitesi. Köle, hastanın yanı başında duran robotun iki-üç adet kolundan oluşuyor. Bu kollardan biri kamera taşır, diğerleri de cerrahın elleri vazifesini görür. Hastanın göğsüne iki-üç adet delik açtıktan sonra robotun kolları ellerinde pense ve makasla içeri girer. Ve ameliyat gerçekleştirilir.
Bu yöntemin en önemli avantajlarından biri cihazın ekranının üç boyutlu olması. Çıplak gözle bir şeye başınızı eğip baktığınızdaki görüntü neyse, üç boyutlu cerrahideki görüntü de böyledir. Görüntüyü tam 10 kat büyütür.
Avantajları neler?
En önemli avantajı, hastaların çok kısa sürede normal yaşamlarına dönebilmeleri. Çünkü, ameliyat göğüs kafesi açılmadan yapılıyor. Ayrıca ağrıları da çok az oluyor. Ancak normal ameliyat olanlar çok daha fazla ağrıyla karşılaşıyorlar. Özellikle oturup kalkarken çok dikkatli olmalaları gerekiyor. Yine robotik cerrahinin kozmetik üstünlüğü tartışılmaz. Ameliyat izi kalmıyor. Robotik cerrahide kan naklinin çok az olması da bir diğer avantaj.
Kalp cerrahisinin bugün yüzde kaçı robot yardımına uygun?
Şu anda tüm cerrahide kullanım alanı sadece yüzde 10. Bunun iki önemli sebebi var: Her hastaya yapılamıyor, hastanın cerrahi tekniğine uygun olması lazım. Bir de, teknik olarak iki damarın üstünde baypaslarda pek tercih etmiyoruz. Çünkü ameliyat çok uzuyor.
İki yöntemde fiyat farklı mı?
Robotik cerrahide bir defaya mahsus aletler kullanıldığı için bir fiyat farkı var. Ama çok yakında bu cerrahi SSK ve Emekli Sandığı protokolü kapsamına alınacak.
Robotik cerrahi başka alanlarda da kullanılıyor mu?
Dünyada en yaygın kullanım alanı üroloji ve kadın doğum hastalıkları. Türkiye'de de mart ayında ürolojide kullanılmaya başlanacak.
Öz'den mitral kapak
Columbia Üniversitesi New York Presbyterian Hastanesi'nden Prof. Dr Mehmet Öz, özellikle uzun boylu kadınlarda görülen mitral kalp kapak sorununa karşı geçtiğimiz yıl yeni bir yöntem geliştirdi. Prof. Dr. Mehmet Öz'ün verdiği bilgilere göre, E Valve Clips (endeskopik kapak klipsi) denilen bu yöntemin avantajları şöyle:
"Geleneksel açık kalp ameliyatına alternatif olan E-kapak klipsi, kalbi durdurmaya gerek kalmadan yapılıyor. Mitral kapak sorununu çözmek için, kasıktan kateter yardımıyla girilerek problemli alana ulaşılıyor. Daha sonra polyester madde kaplı iki yapraklı klipsle (E-kapak klipsi) kapak tamir ediliyor. Hasta bir-iki gün sonra taburcu ediliyor."
Prof. Dr. Öz, yöntemin romatizmal kalp hastalığı ve böbrek yetmezliği çekenlere uygulanmadığını söylüyor. Prof. Dr. Öz, beş yıl içinde kalp ameliyatlarında gelinecek noktayı da şu şekilde özetliyor: Operasyonların birçoğu girişimsel yöntemlere yapılacak. Kesiler giderek küçülecek.
Daha iyi görüntü
Hacettepe Üniversitesi Kardiyoloji Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Giray Kabakçı son yıllarda geliştirilen görüntüleme yöntemlerini anlattı:
X-ışını görüntüleme: Kalp hastalıklarının tanısında kullanılır. Bilgisayarlı tomografi (BT): Kalbin odacıklarını, atardamarlarını ve toplar-damarlarını gösterir. Kalbin üç boyutlu görüntüsünü sağlar. Manyetik rezonans görüntüleme (MRG): Kalp hastalıklarının tanısında ve takibinde önemli bilgiler verir. Tanı ve izlemede son yıllarda önemli aşamalar kaydeden bu test çok pahalı olması, zaman alışı ve ulaşılması sınırlı olduğu için istenildiği kadar kullanılamıyor.
Nükleer görüntüleme: Radyoaktif maddelerin vücuttaki yayılımına bakılarak yapılan bir testtir. Özellikle kalp krizi geçiren hastalarda ve koroner kalp hastalığı riski olanlarda hastalığın tanısını koymada önemli bilgiler verir.
Ultrasonografi: Bu cihazlar kalbin fonksiyonlarını daha detaylı bir şekilde inceler.
Tıpta Son Yenilikler (5)
Tıpta Son Yenilikler (5)
Prof. Dr. Ateş Kadıoğlu: Gen tedavisi sayesinde beş yıl içinde erkeklerde ereksiyon sorunu ortadan kalkacak. Kadınlarda ise yeni kullanılan hormonlarla cinsel istekte yüzde 70 oranında artış sağlandı 17/02/2005 (8118 kişi okudu)  

Özgür Gökmen ÇELENK (Arşivi)

Cinsel yaşamdaki sorunlara getirilen çözümler, son yıllarda yürütülen çalışmalarla hızla artıyor. Erkekler için daha uzun süreli ereksiyon sağlayan ilaçlar, penis eğriliği ameliyatlarındaki artan başarı oranları ve iktidarsızlığı bitirecek gen çalışmaları umut veriyor.
Gelişmeler sadece erkeklerle ilgili değil. Kadınların da cinsel yaşamlarındaki kaliteyi artıracak yenilikler var. Yeni hormon, ilaç tedavileri ve cihazlar sayesinde organik nedenli cinsel problemler ortadan kaldırılıyor. İstanbul Tıp Fakültesi Androloji Bilimdalı Başkanı Prof. Dr. Ateş Kadıoğlu, kadın ve erkek cinsel sağlığı konusundaki yenilikleri anlattı.
Yeni ilaçlar
Erkek cinsel işlev fonksiyon bozukluklarında ilk sırada yer alan sertleşme sorununda ağızdan alınan ilaçlarda yenilikler var. Türk erkeklerinin yüzde 69'unda görülen sertleşme, günümüzde ilaç tedavileriyle yaklaşık yüzde 70-80 oranında çözümlenir hale geldi. Bu oran, şeker hastalarında yüzde 50-70 arasında, hipertansiyon veya kalp hastalarında yüzde 60 düzeyinde.
Ağızdan alınan ilaçlarda beş yıl önce başlayan süreç, daha uzun süre etki sağlayan tabletlerle yeni bir aşamaya ulaştı. Sildenafil sitrat'ın (Viagra) yanında geçen yıl, vardenafil (Levitra) kullanıma sunuldu. Altı ay içinde de uzun süreli etki sağlayan tadafil kullanıma girecek.
Bu ilacın en önemli özelliği yarılanma ömrünün 17.5 saat sürmesi. Diyelim, ilacı sabah aldınız, ertesi gün de cinsel ilişki için yeterli ereksiyonu sağlayıp sürdürebileceksiniz. Oysa, şu anda piyasada bulunan
ilaçlarla bu süre sadece 4-5 saat.
Bu grup ilaçlarla yanıt alınamadığı takdirde günümüzde uygulanan yöntem, penis içine kan dolu tüplere, ilaç enjekte edilmesi. Hasta cinsel ilişkiden yaklaşık 10 dakika önce penisine enjeksiyon yaparak sertleşme sağlıyor. Ancak önümüzdeki 1-2 yıl içinde bu uygulama tarihe karışabilir. Çünkü, beyinden kontrol sağlayan ilaçlar konusunda ciddi çalışmalar var.
Sertleşme konusunda günümüzde başvurulan son çare ise penise protez (mutluluk balonu) takılması. Bu yöntemle, penis içine silikon ve biofleks adı verilen maddeler yerleştiriliyor. Protez, istenildiği zaman şişirilerek penisin sertleşmesi sağlanıyor. Mutluluk balonu konusundaki gelişme de, penis protezlerinin antibiyotikle kaplanması. Böylece yüzde 1 olan enfeksiyon riski yarı yarıya kadar geriledi. Bu konudaki bir başka yenilik de protezlerin kendi kedine şişmesini engelleyen mekanizmalara sahip olması.
Kök hücre ve genler
Sertleşme sorunlarıyla ilgili olarak erkeklere umut olacak en büyük haber şu: Beş yıl sonra gen tedavisine başlanmasıyla ereksiyon sorunu tamamen ortadan kalkacak.
Bilim adamları, gen tedavisinde, peniste yeni damar oluşumunu sağlayan VEGF geni, sinir hücrelerinin fonksiyonunu düzenleyen BDNF geni, NOS geni ve FK506 geni üzerinde heyecan verici birtakım araştırmalar yürütüyorlar. Ayrıca hücre zarı yüzeyinde bulunan potasyum kanallarını kodlayan hSLO geninin insanlarda kullanımı konusundaki ilk çalışmalar başladı. Bu gen, potasyum kanallarını aktive ederek düz kas gevşemesi sağlıyor.
Yürütülen bütün bu çalışmalar sayesinde peniste yeni damarların, yeni sinir hücrelerinin ve potasyum kanallarının tesis edilmesi de mümkün olacak. Yani iktidarsızlığa neden olan bu genler, vücutta sağlıklı olanlarla değiştirilecek. Bu da soruna kökten bir çözüm olacak.
Ereksiyon sağlayamama konusunda bir diğer yenilik kök hücre tedavisi. Yeni bir araştırmayla penisinde sinir hasarı olan farelere kök hücre verilmesiyle sertleşme sorununun düzeltildiği kanıtlandı.
Penis eğrilikleri
Doğuştan edinilmiş penis eğriliği tedavisindeki en önemli gelişme, penis üzerindeki cerrahi travmayı azaltan 'teğelleme' yönteminin uygulanmaya başlaması. Bu yöntemin en önemli özelliği ise eğriliğin karşı tarafına emilmeyen dikişler atılarak sorunun düzeltilmesi.
Erişkinlerde görülen penis eğriliği tipindeki en önemli ilerleme de penisteki eğriliğin bacaktan alınan damarlarla düzeltilmesindeki başarı oranının artması. Tıp teknolojisindeki son yeniliklere bu oran 2-3 kat artarak yüzde 95'lere ulaştı.
Diğer gelişmeler
İstenmeyen, uzun süreli sertleşme konusunda da yenilikler var. Artık bilim adamları, bu hastalara erken dönemde penis protezi takılması gerektiği konusunda fikir birliğine vardı. Erken dönemde hastalara penis protezi takılması sertleşme sorununu engelleyecek ve geç dönemde daha zor olan protez uygulamasını önlemiş olacak.
Bir diğer yenilik, prostat kanseri nedeniyle radikal prostatektomi
ameliyatı olanlarda ortaya çıkabilen sertleşme sorunu ve idrar kaçırma sorununa yönelik. Artık her iki sorunun da aynı anda yapılan ameliyatla yüzde 95 oranında çözümleniyor. Penis içine mutluluk balonu yerleştirilmesi ve suni büzük takılması ameliyatları son zamanlarda aynı anda denenmeye başlandı.
Kadında hormonlar
Menopoz sonrası cinsel fonksiyon bozukluğu, kadınların yaşam kalitesini olumsuz yönde etkileyen en önemli faktörlerden biri. Ancak yeni kullanılan bazı hormonlar, hastalarda cinsel ilgi, uyarılma, cinsel ilişki sıklığı ve orgazm kalitesinde artış sağlıyor. Bu konuda en yeni gelişme DHEA hormonunun kadın işlev bozukluğunda kullanılması.
Araştırmalara göre bu hormonu dört ay süreyle kullanan kadınların cinsel istekleri yüzde 70 oranında yükseliyor. Bu tedaviyle genital organlara giden kan akımı artırılarak, klitoral (bızır) hassasiyetinde ve orgazmda artış sağlanıyor.
Damar genişleticiler
Erkeklerde kullanılan ve başarılı sonuç alınan vazoaktif (damar genişletici) ilaçlar, son bir yıldır kadınlarda da kullanılmaya başlandı.
Bu konu üzerinde yapılan araştırmalar, sildenafil (Viagra) ilaçlarının genç kadınların cinsel organlarına giden kan akımını artırdığını, vajinal kaslarda gevşeme yaparak klitoriste sertleşme yaptığını gösteriyor. Bu da, sildenafilin uyarılmada, ıslanmada ve orgazm şiddetinde artışı sağlamasıyla doğru orantılı. Ancak hâlâ bu grup ilaçlar, menopoz sonrası kadınlara başarı sağlayamıyor.
İlaçlar konusunda bir diğer yenilik de, depresyon tedavisinde kullanılan bir ilacın cinsel istek bozukluğu olan kadınlarda etkinliğinin keşfedilmesi. Bu ilaç uyarılma ve orgazmda belirgin bir artış sağlıyor.
Mekanik cihazlar
Erkeklerde olduğu gibi kadın cinsel fonksiyon bozukluğunda da ilaç tedavisi yanında mekanik cihazlar kullanılabiliyor. Bunlardan biri, klitoriste vakum oluşturarak kan akımını artıran klitoral vakum cihazı. Bu cihaz, cinsel organlardaki histe, ıslanmada, orgazmda artış sağlıyor.
Bir diğer cihaz da transkutanöz siniz stimülasyonu (TENS) cihazı. TENS, bir çift veya daha fazla elektrodu olan, belli bir frekans ve şiddette akım vermek için geliştirilmiş bir alet. Sol ayak iç yanına ve baldır iç yanına yapıştırılarak kullanılan TENS, genital organların refleks cevaplarını düzenlemekte etkili. Uyarılma ve orgazm bozukluğu bulunan kadınlarda bu cihazın uyarılma, ıslanma, orgazm ve cinsel tatmini ortalama yüzde 50 artırıyor.
Güzel bir yüz için son teknolojiler
Estetik ve plastik cerrahi konusunda son yılların en büyük yeniliği yüz estetiğinde gerçekleşti. Artık yurtdışında olduğu kadar ülkemizde de popüler bir kavram var: Öğle molasında gençleşme.
Bıçak altına yatılmasına gerek bırakmayan yeni teknikler sayesinde sadece 30 dakika süren işlemlerle kırışıklıklar gideriliyor, dudaklar dolgunlaştırılabiliyor. İstanbul Üniversitesi Plastik Cerrahi Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Atilla Arıncı, yüz estetiği konusundaki son trendleri anlattı.
Asit enjeksiyonu
Çizgilerin oluşumunu kaldırmak için son zamanlarda kullanılan en popüler uygulamalardan biri hyalüronik asit enjeksiyonu. Özellikle ağız çevresindeki gülümseme çizgilerinin yok olmasında etkili bu yöntemde, azalan kolajenler yerine hyalüronik asit yerleştiriliyor.
Hyalüronik asit, aslında bir dolgu maddesi. Bu özelliği sayesinde de, dudak kalınlaştırma, çöküklükle birlikte olan travmatik izlerin giderilmesi için kullanılabiliyor. Bu madde genellikle vücut tarafından bir yıl içinde yıkıldığı için işlemin bu süre sonunda tekrarlanması gerekiyor.
Ancak bir yıllık periyotlarla yapılığı takdirde ilk uygulamadan itibaren giderek daha az sayıda işleme ihtiyaç duyuluyor. Doğru ellerde yapıldığı takdirde işlemin herhangi bir riski yok. Genellikle 30 dakikada tamamlanan işlem, ağrısız ve güvenli.
Botoksun süresi
Son yıllarda yüz kaslarının aşırı hareketini azaltarak, kırışıklıkları gideren diğer bir uygulama da botoks enjeksiyonu.
Botoks, göz çevresi, alın ve kaşlar arasındaki çizgileri oluşturan kasları geçici olarak zayıflatma prensibiyle çalışan doğal bir toksin. Her ne kadar toksin (zehir) kelimesi kulağa ürkütücü gelse de, bu madde laboratuvar koşullarında oldukça güvenli bir şekilde üretildiği ve küçük dozlarda uygulandığı için hiçbir riski yok.
Ağrısız bir enjeksiyon olan ve yarım saatte tamamlanan botoksun etkileri, 5-7 gün içinde ortaya çıkıyor. Botoksun etkinlik süresi ilk uygulamalarda yaklaşık 3-4 ay sürüyor. Ancak sonraki uygulamalarda etkisi 6-8 aya
kadar devam edebiliyor.
Doğal dudaklar
Geçtiğimiz yıllarda oldukça popüler olan dudakların kolajen enjeksiyonu ile doldurulması yöntemi artık yerini, hayvansal katkı maddesi içermeyen hyalüronik asitli ürünlere bıraktı. Etkisini bir yıl kadar devam ettiren bu yöntemin en büyük avantajı, doğal bir görünüm oluşturması.
Jel şeklinde olan bu ürünlerin esas maddesi, vücutta bulunan hyalüronik asit maddesinin biyoteknolojik olarak üretilen bir versiyonu. Bu yöntem deriyi kabartarak yüz çizgilerini azaltıyor ve dudakları dolgunlaştırıyor. Dudağa yapılan müdahaleler, lokal anestezik kremler ve enjeksiyonlar
kullanılarak tamamen ağrısız bir şekilde gerçekleştiriliyor. İşlem genellikle 30-60 dakika sürüyor.
Günümüzde dudak düzeltme ameliyatlarında ise dudaklar iki ucundan açılıyor ve içeri bazı sentetik maddeler yerleştiriliyor. Ancak bu maddelerin yıllar sonra vücut tarafından reddedilmesi sonucu zorluklar yaşanabiliyor.
Doku mühendisliğindeki son gelişmeler sayesinde plastik cerrahi de başka bir boyut kazandı. Artık gerçeğe yakın kemik, kıkırdak ve deri dokuların laboratuvar koşullarında hastaya özgün şekilde üretilmesi mümkün.



Başa dön

Tıpta Son Yenilikler   Tıpta Son   dicom sunum   dicom   DICOM NEDIR   DİCOM   DICOM   PASC   


Website
 

Hızlı Geçiş:     Başa dön

Bu konuyu uzaktan oku: rss 0.92 Bu konuyu uzaktan oku: rss 2.0 Bu konuyu uzaktan oku: RDF
Powered by e107 Forum System
Biyomedikal Tags

biyomedikal bolumu   Bilgisayarlı Tomografi   mantar   makine   ritim   enzim   character behavior   diyaliz cihazi   Hastabaşı   ba lay   Acıbadem Hastanesi Biyomedikal Teknisyeni Arıyor   recin   Kan Sayım Cihazı   kimyasal madde   image processing   biyomedikal makale   self test   biyomedikal kitap   billable hours   DİCOM   mamografi   zden   protozoa   leland   biomedical image   dopler   dicom   medikal fuar   Biomedical   biyomedikal sirket   information technology   Triturus Modül Ayarları   biyomedikal muhendisligi nedir   biyomedikal is   biyomedikal eleman   medical diagnostic tools   BİYOMEDİKAL MÜHENDİS   ac power   hemogram cihazi   service diagnostics   tens   insan kaynaklari   atomic structure   dikey gecis   konvertor   analog   polar molecule   bedsite monitor   Medikal Teknoloji Biyomedikal Biomedical Elektroni   marmara biyomedikal   standart   biyomedikal kariyer   Lazerler   Polarografi Cihazı   geli   Yapay Sinir Ağları   Acıbadem Hastanesi biyomedikal   kal   Nanoteknoloji Videoları   cerrahi   biomedikal teknikeri   yeni bir   Elektroensefalografi   Teknoloji   diyot   commercialization   Ventilatör   indesign   yeditepe biyomedikal   budala   iMMuNOGENETiK   antijen   kontrol sistemleri   rapidshare   Biyomedikal Teknikeri   notlar   biomedical materials   TIBBİ GÖRÜNTÜLEME   biyomedikal cihaz teknolojisi nedir?   Biyomedikal Cihazlar   biomedikal   common myths   kisa donem askerlik   Biomedical Engineering   biyomedikal nedir?   english isbn   rezonans   Nanoteknoloji Nedir   Defibrilatör   tıbbi cihaz bakım onarım   Hastabaşı monitör onarımı   court decision   medikal fuari   vapor density   biomedical applications   helium neon   molecule   neonatal patients   biyomedikal is arama   biyomedikal servis   endoskopi   biyomedikal iş   enerji   hastal   puritan bennett   hammacher   PASC   fonksiyonlar   Dijital Steteskop   kangazı cihazı   benzer   extrasystoles   hepatit   Fakoemilsifikasyon   Santrüfüj   ultrasound