| Biyomedikal Mühendisliği ve Biyomedikal Cihaz Teknolojisi :: Forum :: Bilimsel Konular - Sohbet - Mesajlaşma Ve İletişim :: Bilimsel Paylaşım Alanı |
|
<< Önceki konu | Sonraki Konu >> |
| Yeni ufuklarda bizden kâşifler | ||
|
Moderatorler: Yasin Çağan, yavuznuri, Kadir
|
| Yazar | Mesaj | ||
| yavuznuri |
| ||
Site Ana Yöneticisi![]() ![]() Kayıtlı Üye #4 Kayıt Tarihi: 31 Dec 05 saat: 02:45Üniversite:: UCLA (University of California-Los Angeles) Mesaj Sayısı: 922 26 kez 25 mesajda teşekür aldı | TÜBİTAK ödüllerinden çıkan öyküler, Toroslarda bir dağ köyünden ya da Samanpazarı'nda bir mahalle okulundan yetişen çocukların da, bilimin açık denizlerinde sessiz sedasız yelken açan birer bilim adamına dönüşebileceğini gösteriyor Ağır çevre kirliliği karşısında kanı ve suyu temizleyecek çareler geliştiren, el değmemiş bir dalga boyunda kullanılabilecek yeni bir titreşim keşfeden, savaş alanındaki askerin neresinden yaralandığını bile uzaktan algılayabilecek akıllı fiberler yaratan, en iyi sonuca ulaşmak için izlenmesi gereken en doğru yolun formülünü oluşturan bilim adamlarımız, Türkiye'yi yeni ufuklara taşıyacak buluşlara ve çalışmalara imza atıyor.Teşvik ödülü verilen çalışmalar, olanaksızlıkları bahane etmeden azimle çalışanların omuzlarında yükselecek parlak bir geleceği müjdeliyor. O bir zehir avcısı Adil Denizli, sadece ayrıştırılmak istenen maddeyi tanıyarak tutabilecek polimerlerle (plastik) kan ve suyun zehirlerden arındırılmasında dünya çapında başarılı çalışmalara imza atmış. Hızlı endüstrileşme sonucu su kaynaklarının ağır metallerin yoğun tehdidi altında olduğunu söyleyen Denizli, bunların ekolojik çevrim yoluyla vücuda girerek, hücre duvarını delip DNA'yı yıkıma uğrattığını ve kansere neden olduğunu vurguluyor. Denizli ağır metallerin de bu yolla hem kandan hem de çevre sularından uzaklaştırılabildiğini vurguluyor. Alzheimer önlenebilir Denizli, beyinde birikip alzheimer hastalığına neden olan alüminyumun bu yöntemle kandan uzaklaştırılabileceğini kaydediyor. Ekibiyle birlikte ürettikleri polimerleri kullanarak teşhis kiti hazırlamaya yoğunlaşan Denizli, özellikle Hepatit B, uyuşturucu ve doping maddelerini rahatlıkla tanıyabilecek kitlerin üretilebileceğini belirtiyor. Samanpazarı'ndan bilime 1962 Ankara doğumlu olan, Ankara'nın en eski semtlerinden biri olan Samanpazarı'nda Yeni Hayat İlkokulu'nu, ardından Cebeci Ortaokulu'nu bitiren Denizli, çocukluğundaki merakını sürdürüyor ve hâlâ futbol oynuyor. O dönemlerde birlikte top koşturdukları arkadaşlarından Fenerbahçe de dahil birinci ligde oynayanlar olmuş. Kimya bölümünün "yarasaların uçtuğu" bodrum katını, kendisi gibi neşeli ve hevesli genç ekibiyle birlikte bir laboratuvara dönüştüren Prof. Dr. Adil Denizli, tüm olanaksızlıklara rağmen geliştirdikleri özel yöntemle zehirleri yakalama kabiliyetini artırdıkları polimerler üzerinde çalışmaya devam ediyor. Prof. Dr. Adil Denizli-Hacettepe Üniversitesi, Kimya Bölümü, Biyokimya Ana Bilim Dalı Başkanı: Değişik yığın ve yüzey özelliklerine sahip polimerlerin üretimi ve bunların tıp, biyoteknoloji ve çevre uygulamalarında kullanım potansiyellerinin belirlenmesinde uluslararası düzeyde çalışmalarıyla bilim ödülü aldı. Toroslardan Nobel rüyasınaMehmet Bayındır, Toroslarda küçük bir köy olan Sarıveliler'de, 1975'te ailenin 5. çocuğu olarak dünyaya gelmiş. Devlet okullarının ardından Bilkent Üniversitesi Fizik bölümüne adım attığında, taşradan gelen öğrencilerini, "Nobel'i almanızın önünde hiçbir engel yok" diye selamlayan hocası sayesinde yeni bir ufka yönelmiş. Takdirnamelerini "kâğıdı güzelmiş" diye karşılayan ev hanımı annesi ve çiftçi babasının desteğiyle 7 kardeş arasından sıyrılan Bayındır, başvurduktan sonra bir saat içinde davet aldığı, ABD'de MIT'e (Massachusetts Institute of Technology) bağlı Askeri Nanoteknoloji Enstitüsü ve Malzeme Bilimi Merkezi'nde 3.5 yıl çalışmış. Süper asker projesini yürüten ekipte görev alan Bayındır, nanoteknoloji tabanlı akıllı elbise tasarımları üzerinde yoğunlaşmış. Akıllı elbiseler üretilebilir Kalbi durduğunda askerlere kalp masajı bile yapabilen elbise tasarımları üzerinde çalışan Bayındır, ışığa ve ısıya duyarlı fiberler (tel) geliştirmiş. Milli Savunma Bakanlığı'na proje sunan Bayındır'ın keşifleri, askerin yarasındaki kanın ne tarafa aktığını bile bildirebilen akıllı teller üzerine kurulu. Bayındır, ABD'de 5 ayrı patentle tescillenen keşifleri sayesinde geleceğin akıllı elbiselerinin üretilebileceğini vurguluyor. Bunların ısı, ışık, kimyasal ya da biyolojik duyarlılıklarının olabileceğine dikkati çeken Bayındır, farklı malzemeler içeren küçük bir çubuğu, özelliklerini yitirmeden metrelerce uzatabilecek bir sistem geliştirmiş. Bayındır ayrıca tıpta lazer kullanımını güvenli hale getiren akıllı fiberin de mucidi olarak literatüre girmiş. Bayındır, "Bizim başkalarından bir eksiğimiz yok, sistematik çalışırsak Nobel'i almamızın önünde bir engel olmadığına da inanıyorum" diyor. Yrd. Doç. Dr. Mehmet Bayındır-Bilkent Üniversitesi Fen Fakültesi Fizik Bölümü ve Ulusal Nanoteknoloji Araştırma Merkezi: Metal-yalıtkan-yarıiletken optoelektronik fiberler ve bu bütünleşik fiberlerde optik transport konusundaki uluslararası düzeyde çalışmalarından dolayı teşvik ödülü aldı. Projelerin rehberi1966'da Ankara'da doğan Metin Türkay, devlet okullarının ardından ODTÜ Kimya Mühendisliği bölümünü bitirmiş. Şoför baba ve ev hanımı annenin desteğiyle okuyan Türkay, 1992'de master'ını tamamlayıp ABD'de Carnegie Mellon Üniversitesi'nde doktorasını yapmış. Daha sonra Japonya'da üç sene Mitsubishi'de ilaç tasarımı ve tedarik zinciri üzerine çalışmış. Koç Üniversitesi'ne dönen Türkay, yöneylem konusunda etkili bir yöntem bulmuş. Sonuca giden en etkili yol En iyi sonucu elde etmek için nasıl bir süreç hazırlanması gerektiği konusunda belirlemeler yapılmasını düzenleyen yöneylem konusu üzerinde çalışan Türkay, belirsiz de olsa birçok etkenle yola çıkıldığında nasıl bir sonuç ortaya çıkabileceğinin kestirilmesini sağlayan bir yöntem keşfetmiş. Keşfi, sanayide ve bilimde birçok projenin başarısını da etkileyecek bir bilimsel çalışma olarak literatüre girmiş. Doç. Dr. Metin Türkay-Koç Üniversitesi Mühendislik Fakültesi: Yöneylem araştırması alanında tamsayı-karışık en iyileme metotları ve uygulamaları konularındaki uluslararası çalışmaları dolayısıyla teşvik ödülü aldı. El değmemiş dalga boyunda bir Türk doçent1968'de Çorum'da doğan, ilk ve ortaöğrenimini burada yapan Lütfi Özyüzer, Hacettepe Üniversitesi Fizik Mühendisliği bölümünü bitirdikten sonra 1993'te Illinois'te Institute of Technology'ye, ardından da Argonne Ulusal Laboratuvarı'na transfer olmuş. 2000'de yurda dönen Özyüzer, her yaz 3-4 ay bu merkezde çalışmaya devam ediyor. Argonne laboratuvarlarında bulup konuştuğumuz Özyüzer, eksi 190 derecelerde etkin olabilen iletken maddelerin yüksek sıcaklıkta da etkin olabilmesi için çalışıyor. Özyüzer halen iletişimde kullanılan dalga boylarından farklı bir dalga boyunda kullanılabilecek bir ışınım bulmuş. Şimdi bunun sürekliliği üzerinde çalışan Özyüzer, 3-5 yıl içinde üretime geçebileceklerini belirtiyor. Yüksek güvenlikli iletiler ABD'deki başarıları Türkiye'de eşzamanlı olarak yürüttüğü çalışmaya da yansıtan Özyüzer, elektromanyetik iletiler ulaşamadığı için tertemiz olan terahertz denilen bu dalga boyunun kullanılmasıyla, yüksek güvenlikli iletilerin istenilen uzaklığa gönderilebileceğini vurguluyor. Bu çalışmalarla X ışınlarıyla tespit edilemeyen plastik patlayıcılar ya da kimsayal silahlar da rahatlıkla saptanabilecek. Doç. Dr. Lütfi Özyüzer-İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü: Yüksek sıcaklık üstün iletkenleri alanında tünelleme spekroskopisi konularında uluslararası düzeyde üstün nitelikli çalışmaları nedeniyle teşvik ödülü aldı. BS: Başkent University-Biomedical Engineering MS: Bilkent University-UNAM-Materials Science and Nanotechnology PhD: University of California-Los Angeles (UCLA)-Biomedical Engineering | ||
| Başa dön |
| ||
| yavuznuri |
| ||
Site Ana Yöneticisi![]() ![]() Kayıtlı Üye #4 Kayıt Tarihi: 31 Dec 05 saat: 02:45Üniversite:: UCLA (University of California-Los Angeles) Mesaj Sayısı: 922 26 kez 25 mesajda teşekür aldı | Kansere neden olan DNA hasarını onaran enzimden, rüzgâr ve güneş enerjisinde sürekliliği sağlayacak keşiflere kadar önemli çalışmalarıyla TÜBİTAK ödüllerini alan Türk bilim adamları, yaşam öyküleriyle, "Bu ülke adam olur ama biz göremeyiz" karamsarlığıyla büyüyen yüreklere su serpiyor... Keşke annemi de kurtarabilseydim"Yeterli enzim varsa DNA onarılabilir, kanser riski azalabilir" diyen Prof. Dr. Bensu Karahalil'in tek üzüntüsü, buluşu annesini kanserden kaybetmeden önceye yetiştirememesi... DNA'da hasara neden olan 8 hidroksil guanin lezyonu üzerinde çalışan, daha sonra, bu hasarı OGG - 1 enziminin onardığını keşfeden Karahalil, her insanda bulunan bu enzimin miktarının, kansere yakalanma riskini de belirlediğini vurgularken bunu şöyle açıklıyor: "Bir hücreye günde 100 atak olur, enzimler bunlarla mücadele eder. Sigara gibi etkenler bunu zorlaştırır. Yeterli enzim varsa DNA onarılabilir, kanser riski azalır." Karahalil, ABD'deki bu çalışmanın ardından Türkiye'de, Türk insanında bu enzimin oranını araştırmış ve Avrupa ortalamasıyla uyumlu oranlar saptamış. Kendi enzim düzeyini ölçtü Karahalil, annesini kanserden kaybettiği için öncelikle kendi enzim düzeyine baktığını söylerken, "Keşke annem ölmeden bunu bulabilseydim diye düşündüm. Yaşasaydı onun enzimlerine bakabilirdim. Böylece enzimi azsa ona göre önlem alabilirdik" diyor. Şimdi çeşitli kanser vakalarında bu enzimin oranını tespit etmeye çalışan Karahalil, daha sonra bu enzimi güçlendirme üzerine çalışacak. Devlet okullarında okudu Subay kızı olan Bensu Karahalil, Türkiye'nin genç profesörlerinden biri. 1967 yılında Merzifon'da doğan Karahalil, 2 kız kardeşiyle birlikte yaşıyor. Hep devlet okullarında okuyan, liseyi, "Eczacılığı kazanacağım, birincilikle bitirip araştırmacı olacağım" diye bitiren Karahalil, hedeflerinin tümünü gerçekleştirmiş. Bilim çok para getirmiyor ama Bensu Hoca, işin bu tarafında değil. Evini ancak ABD'deki maaşını biriktirerek alabildiğini vurgularken, 850 milyon maaşla genç ve yetenekli beyinleri üniversitede tutmanın mümkün olmadığını anlatıyor. Bir de ürünlerinin üretime dönük değerlendirilmemesinden yakınıyor. Prof. Dr. Bensu Karahalil - Gazi Üniversitesi Eczacılık Fakültesi Toksikoloji Ana Bilim Dalı. DNA hasarını onaran enzimler üzerindeki çalışmalarıyla teşvik ödülüne layık görüldü. Elbistan'daki cip yolundan bilimeRüzgâr enerjisi alanındaki çalışmalarıyla ödül alan Dr. Şahin'in annesi okuma - yazma bilmiyor, babası ise askerde öğrenmiş Elbistan'ın Kavaktepe köyünde haftada bir cip geçtiği için cip yolu denilen toprak yoldan önce ilçeye, sonra bilim dünyasına açılan Ahmet Duran Şahin, 1970 yılında ailesinin 8. çocuğu olarak dünyaya gelmiş. Annesi okuma - yazma bilmiyor, babası askerde öğrenmiş ama onlar çocuklarına hep, "Oku" demişler. Parasızlık yüzünden 8 çocuktan ancak sondan ikisi sonuna kadar okumuş. Köyde başladığı ilkokul, ardından ortaokul ve liseyi Elbistan'da bitirdikten sonra, İstanbul Teknik Üniversitesi Uçak ve Uzay Bilimleri Fakültesi Meteoroloji Mühendisliği bölümünü kazanan Şahin, devlet memuru olmamak için üniversitede kalmış. Rüzgâr enerjisinde süreklilik Şahin, çalışma alanını, "Artık konvansiyonel enerji kaynaklarının sonu geliyor. Rüzgâr ve güneş enerjisi dünyada giderek artan oranlarda kullanılıyor. Ancak bunda en büyük sorun süreklilik. Ben de bunun üzerinde çalışıyorum" diye açıklıyor. Güneş miktarıyla güneşlenme süresi arasında doğrusal bir ilişki olduğuna dayalı angstrm denklemini çürüten bir çalışma yapan Şahin, doktora sırasında bu alanda dünyanın en tanınmış dergilerinden birinden yazı daveti almış. Birçok noktadan diğer bir noktadaki rüzgâr miktarının tahmin edilmesi konusunda başarılı sonuçlara ulaşan Şahin, böylece rüzgâr enerjisinin sürekliliğini sağlama konusunda önemli bir adım atmış. Dr. Ahmet Duran Şahin - İstanbul Teknik Üniversitesi Uçak ve Uzay Bilimleri Fakültesi. Rüzgâr enerjisi alanında uzay - zaman modellerini özel kavram ve yöntemleriyle kuran ve çalıştıran uluslararası düzeydeki çalışmaları dolayısıyla teşvik ödülü aldı. Üniversite olaylarından kaçarken fiziğe tutulduAvusturya'da müzik okumaya gidecekti, 12 Eylül darbesi yüzünden 2 gün gecikti. "Ha müzik ha fizik" dedi, ödüllü bir fizikçi oldu 1961'de Konya'da doğan Prof. Dr. Serdar Sarıçiftçi, müzik öğretmeni anne ve babasının etkisiyle müziğe yönelmiş ve İstanbul'da Avusturya Lisesi'nde okurken İstanbul Konservatuvarı'na gitmiş. Ailesi, üniversite olaylarından uzaklaşıp yurtdışında piyano öğrenmesine karar vermiş. Ancak 12 Eylül 1980 tarihli uçak bileti, darbe sabahına rastladığı için onu Avusturya'ya götürememiş. Radyodan "Öğrenci ve işçiler gidebilir" anonsunu duyunca iki gün sonra yurtdışına çıkabilen Sarıçiftçi, piyano sınavını veremeyince "Ha müzik ha fizik" diyerek fizik okumuş. Stuttgart Üniversitesi'nde 3 yıl çalıştıktan sonra 2000'de Nobel ödülü alan, "iletken, yarı iletken polimerler konusunun ağababası" dediği Prof. Dr. Alan Heeger'in ABD'deki ekibinde çalışmaya başlayan Sarıçiftçi, Avusturya'ya ordinaryus profesör olarak dönmüş. Plastik devrim Sarıçiftçi, güneş enerjisiyle ilgili çalışmalarını şöyle özetliyor: "Kompüter çipleri, güneşten elektrik elde edilen donanımlar, yarı iletken kristallerden yapılıyor. Biz aynısını plastikten yapıyoruz. Bunlardan güneş pilleri yapıyoruz. Dünyada bunu ilk defa biz yaptık. Patent üniversiteye ait. Biz kâşifiz. Bunlar çok daha ucuz, hocamız buna 'plastik elektronik devrim' diyor. Yavaş yavaş üretime de geçiliyor." Sezer'e mektup yazdı Sarıçiftçi, Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'e mektup yazarak, güneş enerjisi konusunda teknolojinin geliştirilmesini ve ülke bağımsızlığı için bu alana yatırım yapılmasını istemiş. Türkiye'de bilimsel araştırma potansiyeli bulunduğunu vurgulayan Sarıçiftçi, gençlerimizin çekingenliğini ve ezikliğini üzerlerinden atmasını istiyor ve "Yurtdışında birçok üniversite ODTÜ gibi üniversitelerin kapısından bile giremez" diyor. Prof. Dr. Serdar Sarıçiftçi - Avusturya Johannes Kepler Üniversitesi Fizikokimya Bölümü. Fullerenler üzerine konjuge polimerlerden foto etkili elektron transferinin temel foto fiziksel olayını geliştiren ve bu etkinin kullanımıyla plastik foto voltaik güneş pillerinin gelişme alanında liderlik eden uluslararası düzeyde üstün nitelikli çalışmaları nedeniyle Bilim Ödülü aldı. Stresin peşinde bir Türk1968 yılında Isparta'nın Gelendost ilçesinde doğan Mustafa Nazıroğlu, 1991'de Fırat Üniversitesi Veterinerlik Fakültesi'nden mezun olduktan sonra doktorasını fizyoloji dalında yaptı. Almanya'da Martin Luther Üniversitesi Beslenme Bilimleri Enstitüsü'nde iki önemli proje tamamladı. Uzun bir uluslararası literatür çalışması bulunan Nazıroğlu, çağın sıkıntısı stresin, yine çağın hastalıkları kanser, kalp ve şeker hastalıklarına nasıl dönüştüğünü ortaya koyma konusunda önemli projelere imza attı. Antioksidanların rolü Nazıroğlu, stresten kaynaklanan ürünlerin hücre zarında iyon kanalları olarak bilinen kapıları ve sonuçta da hücre içi ve dışındaki dengeyi nasıl bozduğunu tespit etti. Nazıroğlu'nun ayrıca, antioksidanların, kanser, kalp ve şeker hastalıklarına neden olan bu süreci nasıl etkilediğini gösteren çalışmaları da var. Prof. Dr. Mustafa Nazıroğlu - Süleyman Demirel Üniversitesi Tıp Fakültesi. Hücre zarı kalsiyum kanalları alanında antioksidan ve oksidan sistemi üzerindeki elektrofizyolojik araştırmaları nedeniyle teşvik ödülüne layık görüldü. BS: Başkent University-Biomedical Engineering MS: Bilkent University-UNAM-Materials Science and Nanotechnology PhD: University of California-Los Angeles (UCLA)-Biomedical Engineering | ||
| Başa dön |
| ||
| yavuznuri |
| ||
Site Ana Yöneticisi![]() ![]() Kayıtlı Üye #4 Kayıt Tarihi: 31 Dec 05 saat: 02:45Üniversite:: UCLA (University of California-Los Angeles) Mesaj Sayısı: 922 26 kez 25 mesajda teşekür aldı | TÜBİTAK ödüllerini alan bilim adamlarının hayat ve başarı öyküleri, genç bir araştırmacı kuşağın habercisi... Kimi nanoteknolojiyle ışığa hükmederek iletişimin sınırlarını zorluyor... Kimi bu toprakların bitkilerinden en ölümcül hastalıklara çare olacak ilaçlar damıtıyor, kimi DNA üzerinde ilaç deneyleri yapıyor. Hepsi de aslında insanlığın geleceğine ışıktan imzalar atıyor Türk malı bilim adamıAnkara Fen Lisesi'nin ardından 1983 yılında ÖYS birincisi olarak ODTÜ Elektrik Elektronik Mühendisliği bölümüne giden Prof. Ekmel Özbay, nanoteknolojiyi "ışığa hükmetmek" için kullanıyor Nano, Yunancada 'cüce' demek. Bir metrenin milyarda biri anlamına geliyor. Prof. Ekmel Özbay, nano boyutlarda, doğada var olmayan ve ışığa istenilen doğrultuda tepki verebilen malzemeler üretiyor. Özbay, uzay üssü izlenimi veren merkezlerinde ekibiyle günlük hayatımızı da doğrudan etkileyecek önemli projelere imza atıyor. Nanoteknolojiyi "ışığa hükmetmek" için kullanan Özbay, kendi deyimiyle tam bir "Türk malı" bilim adamı. Baba ve annesi öğretmen olan Özbay, Ankara Fen Lisesi mezunu. 1983 yılında ÖYS birincisi olarak ODTÜ Elektrik Elektronik Mühendisliği bölümüne giren Özbay, bilim ve araştırma sevdasına ortaokulda fizik ve matematik dersleri alırken kapılmış. Doğayı açıklama konusunda büyük bir heyecan duyduğunu anlatan Özbay, öğretim hayatının hep birinciliklerle geçtiğini, bu nedenle aile dostlarının çocuklarının kendisinden nefret ettiğini belirtiyor. 6 çocuğu olan 40 yaşındaki Özbay, "Baba, okul birincisi oldum" diyen kızına da, "Ankara birincisi ol öyle gel" diye espriyle karşılık verdiğini söylüyor ve ekliyor: "Bizde çıta yüksek." Işıkla mikrop temizliği Özbay, farklı atomları bir araya getirerek ürettikleri doğaüstü malzemelerle (meta malzeme) ışığa istedikleri gibi yön verip iletişimden füze algılama sistemlerine, kendi kendini temizleyen boyadan ışığa maruz kaldığında mikropları yok eden yüzeylere sahip beyaz eşya üretimine kadar çok farklı alanlara yeni ürünler sunuyor. Özbay, "Kendinizi bazen Tanrı'nın işine karışıyor gibi hissediyor musunuz?" sorusuna karşılık, "Işığı emriniz altına alıyorsunuz. Bu insana heyecan veriyor. Ama doğaya müdahalemiz sınırlı. Bir atomu alıp başka bir atomun yanına götürebiliyoruz ama atom isterse orada kalmayabiliyor. Yani yine de doğa kanunları geçerli" diyor. Meta malzemelerin artık üst sınırına gelen bilgisayar donanımları için de ucu açık bir kapasite artırımı anlamına geldiğine dikkat çeken Özbay'a göre para bilimsel araştırmanın önünde engel değil. Hoca - öğrenci ödül aldılar Özbay, bu yıl TÜBİTAK Bilim Ödülü'nü alırken, doktora öğrencisi olan ve Bilkent'te yetişip ABD'ye gittikten sonra yine yuvaya dönen Yrd. Doç. Dr. Mehmet Bayındır da TÜBİTAK tarafından 40 yaş altı araştırmacılara verilen Teşvik Ödülü'nü aldı. Özbay, bunun bilimsel araştırmada ekip ruhuyla gelen başarının bir göstergesi olduğunu belirtiyor. Çalışana para geliyor Türkiye'de bilimsel araştırma yapılmasının kaynak yetersizliği nedeniyle mümkün olmadığı yolundaki teze katılmadığını vurgulayan Özbay, AB fonlarını daha Türkiye aday ülke statüsü kazanmadan önce çekmeye başlamış. Nanoteknoloji alanında AB görüşmelerinde Türkiye'yi temsil eden Özbay, şöyle konuşuyor: "Siz çalışmazsanız kimse size kaynak ayırmaz. Önce projenizi geliştirip sonra kaynak aradığınızda bunu bulursunuz. 'Para yok' bahanedir. Türkiye'de bir malzemenin gelmesi 3 ay sürebiliyor, dışarda bunu istedikleri anda aldırabiliyorlar. Ama bizde de sonuçta alınıyor. Bir senede tek bir makaleme 65 uluslararası bilimsel çalışmada atıf aldım. Bu bir Türkiye rekoru. Biz nanoteknolojide dünyanın çok gerisinde değiliz. Çünkü zaten çalışmalar yeni. Sadece insan bulmalıyız. Şimdi ben Anadolu'da birçok üniversiteyi dolaşıyorum, AB kaynağı kullanabilmeleri için teknik destek veriyorum. Kaynak arttı, araştırmacı sayısını artırmalıyız." Prof. Dr. Ekmel Özbay - Bilkent Üniversitesi Nanoteknoloji Araştırma Merkezi Başkanı. Fizik ve optik alanda, meta malzemeler ve fotonik kristaller konularındaki uluslararası düzeyde üstün nitelikli çalışmaları nedeniyle TÜBİTAK Bilim Ödülü'ne layık görüldü. DNA bu işe ne diyor?Doç. Dr. Arzum Erdem Gürsan, DNA'ya dönük olarak hazırlanan ilaçların vücuda verilmeden nasıl sonuç verdiğini tespit eden bir yöntem geliştirmiş Nanoteknoloji kullanan Arzum Erdem Gürsan, DNA ile kaplanmış sensör yüzeyler oluşturarak, hastalıkları taşıyan genlere yönelik hazırlanan ilaçları, vücuda verilmeden deneyip nasıl sonuç verdiğini tespit edecek bir yöntem geliştirmiş. Gürsan, bu yöntemle DNA'ya dönük hazırlanan ilaçların laboratuvar ortamında DNA sensörleri üzerinde nasıl etki yaptığını incelemiş ve bazı önemli ilaçların "sağlamasını", gelişmiş merkezlerin işbirliğiyle başarıyla gerçekleştirmiş. 1972'de İzmir'de, ev hanımı anne ve tüccar babanın iki çocuğundan biri olarak dünyaya gelen, devlet okullarından sonra Ege Üniversitesi Eczacılık Fakültesi'ne giren Gürsan, öğretmenlerinin tavsiyesiyle araştırmaya yönelmiş. Gürsan, şimdi bir damla kandan kalıtsal hastalıkları tespit edebilecek kitler geliştirmek için çalışıyor. Doç. Dr. Arzum Erdem Gürsan - Ege Üniversitesi Eczacılık Fakültesi. Analitik kimya alanında DNA biyosensörlerinin ilaç DNA etkileşimi ve DNA hibridizasyonunun elektrokimyasal algılanmasına yönelik uygulamaları dolayısıyla teşvik ödülü kazandı. Projeleri de ailesi gibi şafak sayacakŞu an askerde olan Erdal Bedir, sadece Türkiye'de bulunan bir bitkiden kanser üzerinde etkili bir molekülü ayrıştırmayı başarmış Erdal Bedir, bitki çeşitliliği açısından zengin olan Türkiye'deki kaynakları kullanarak kan kanseri gibi önemli hastalıkları tedavi edebilecek etkin maddeleri ayrıştırmada başarılı çalışmalara imza atmış. "Termo organizma" denilen moleküllerden, hastane mikroplarına karşı güçlü antibiyotik geliştirme konusunda çalışan Bedir, bir bitkiden kanser üzerinde etkili bir molekülü ayrıştırmayı başarmış. "Sır" diyerek adını vermiyor ancak dünyada 34 türü olan ve 32'si yalnızca Türkiye coğrafyasında yetişen bu bitkinin halk arasında yara tedavisinde kullanıldığını belirtiyor. Ordu'da 1971'de ev hanımı bir anne ve bankacı bir babanın iki çocuğundan biri olarak dünyaya gelen Bedir, ilkokulu, Ordu, Seydişehir ve Beyşehir'de, ortaokul ve liseyi Çorum ve Ankara'da tamamlamış. 1988'de Hacettepe Üniversitesi Eczacılık Fakültesi'ne giren Bedir, Mississippi'de 4.5 yıl National Center for Natural Product Resarch için çalışmış ve 'Memleket için çalışacağım' diyerek Türkiye'ye kesin dönüş yapmış. Askere gitmek için valizini toplarken bulduğumuz Bedir, şu sıralar kışlada. Bu nedenle her iki projesi de ailesi gibi şafak sayacak. Doç. Dr. Erdal Bedir - Ege Üniversitesi Biyomühendislik Bölümü. Türkiye florasında bulunan farmakolojik özellikleri yüksek bitkilerden çok sayıda bileşiği izole ederek bilime kazandırması dolayısıyla teşvik ödülü aldı. Askerlikle bilimi birlikte götürüyor...Doç. Dr. Sarıcı, bebeklerde ileri yaşlarda ortaya çıkacak bazı hastalıkların erken teşhisi konusunda önemli bir çalışmaya imza attı Serdar Ümit Sarıcı, doğuştan olan sarılık ve şeker hastalığı konusundaki araştırmaları ve tespitleri dolayısıyla bu alanda literatüre girmiş. Sarıcı'nın ifadesiyle bu konuda dünya çapında yayınlarda yer alması, bir tesadüfle gelişen sürecin ardından gerçekleşmiş. Milyonda bir görülen bir vakayı, 1.5 kilogram doğan bir bebekte ilk 6 saatte topuktan aldıkları bir kanla tespit eden ekipte yer almış. Bu ekiple birlikte, glikozun hücre içine alınarak burada kullanılmasını sağlayan sistemde moleküler düzeyde bozukluklar saptamışlar. Sarıcı, böylece, beyne ve merkezi sinir sistemine büyük oranda zarar veren ve hareketlerde bozukluğun gözleneceği yaşa gelene kadar belirtilerine bakılarak tespit edilemeyen vakalarla ilgili önemli verileri bilim dünyasına kazandırmış. 'Altyapım askeri liseden' 1966 Ağrı doğumlu olan Sarıcı, babası astsubay olduğu için Türkiye'nin çeşitli yerlerinde okumak zorunda kalmış. İlkokulu 7 ayrı okulda tamamlayan Sarıcı, Ağrı, Ankara ve Kocaeli'nde okumuş. Daha sonra askeri liseye giden Sarıcı, "Burası bana çok güzel bir altyapı kazandırdı. Yabancı dil, genel kültür olmadan iyi bir altyapı oluşturamazsınız" diyor. Tıp Fakültesi'nden sonra çocuk konusunda uzmanlaşan Sarıcı, sarılık üzerinde çalışırken hayatının ilk yıllarından kalan önemli bir soruya da yanıt bulmuş. Demek ki yeteneksiz değilmiş Çocukluğunda ağır bir sarılık geçiren Sarıcı, ilkokulda bir türlü güzel yazı yazamamış. Sarıcı, sarılık üzerinde çalışırken bunun nedenini anlamış. Çünkü sarılık beyin ve merkezi sinir sistemine zarar verdiği için, ilk sonuçlarından biri küçük motor hareketlerin bozulmasıymış. Yıllar sonra, "Demek ki yeteneksizlikten değil, sarılıktan güzel yazı yazamamışım" demiş. Dünya çapında 140 - 150 atıf almış 50 makalesi bulunduğunu kaydeden Sarıcı, 2008'de Amerika'ya gitmeye hazırlanıyor. Çocukları bu kadar sevmesine karşın evlenmeyen ve çocuğu olmayan Sarıcı'ya bunun nedenini sorduğumuzda, "İki ağır şeyi yürütmek kolay olmuyor" diyor. Askerlikle bilimi birlikte götüren Sarıcı, aynı zamanda Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök ve 30 Ağustos'ta bu görevi devralacak olan Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt gibi üst düzey komutanların torunlarının da doktorluğunu yürütüyor. Yarbay Doç. Dr. Serdar Ümit Sarıcı - Gülhane Askeri Tıp Akademisi. Neonatoloji alanında özellikle neonatal hiperbilirubinemi ve neonatal diyabetes mellitus konularındaki uluslararası düzeyde üstün nitelikli çalışmaları nedeniyle TÜBİTAK teşvik ödülü aldı. BS: Başkent University-Biomedical Engineering MS: Bilkent University-UNAM-Materials Science and Nanotechnology PhD: University of California-Los Angeles (UCLA)-Biomedical Engineering | ||
| Başa dön |
| ||
Ondan istanbulla ilgili haberler daha çok dikkat çekiyor 


Ağır çevre kirliliği karşısında kanı ve suyu temizleyecek çareler geliştiren, el değmemiş bir dalga boyunda kullanılabilecek yeni bir titreşim keşfeden, savaş alanındaki askerin neresinden yaralandığını bile uzaktan algılayabilecek akıllı fiberler yaratan, en iyi sonuca ulaşmak için izlenmesi gereken en doğru yolun formülünü oluşturan bilim adamlarımız, Türkiye'yi yeni ufuklara taşıyacak buluşlara ve çalışmalara imza atıyor.




