0-9 A B C D E F G H I J K L M N O P Q R S T U V W X Y Z
Email this definition Print this definition Create a PDF file 
FİBRİNÜRİ


BİLİRUBİN Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Hemoglobinin yıkılmasından açığa çıkan kırmızı boya.

A
ABDOMEN Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Karın,batın.

ABORTUS Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Çocuk düşürme,düşük.

ABSANS Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Kısa süreli şuur kaybı.

ABSE Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Çevre dokulardan kese tarzında doku ile sınırlı içerisi cerahat ile dolu oluşum.

ABSORBSİYON Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Emilme, örn.sindirim, gıdaların barsaklarda absorbsiyonudur denilebilir.

ADRENALİN Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Böbreküstü bezlerinin iç kısımları tarafından salgılanan bir hormondur. Tabiatta bu hormonun görevi, organizmayı acil harekete hazırlamaktır ve etkisini, nabzın atışı, kanın iç organlar ve deriden kaslara sevk edilmesi, karaciğerdeki glikojenin glikoza değişmesi ve böylelikle acil bir enerji kaynağı sağlanması şeklinde gösterir.

AFAKİ Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Gözde, lensin olmaması.

AFAZİ Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Beyindeki ilgili alanların tahribi sonucu, konuşma veya konuşulanı anlama yeteneğinin kaybı. Disfazi, aynı durumun daha hafif bir formudur.

AFONİ Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Ses kaybı. Kısmi veya tam olabilir. Afoni sebepleri, genellikle konuşma kaslarını kontrol eden sinirlerin hastalığı veya zedelenmesi, boğaz, gırtlak hastalıkları veya nörozdur. Histerik afoninin nedeni, şuuraltı, hiç konuşamamak veya özel bir durumda konuşmamamk arzusudur.

AFRODİZYAK Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Cinsi arzuyu artırıcı maddeler, ilaçlara verilen isim.

AGLÜTİNASYON Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Sıvı bir süspansiyonda, ufak cisimciklerin bir araya gelip birbirlerine yapışmasıdır.

AGORAFOBİ Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Geniş, açık bir sahada yalnız kalınca hissedilen, kontrol edilemeyen bir korkudur.

AJİTASYON Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Kişinin etrafa saldırganlığı, aşırı aktivitesi ile karakterize durum.

AJİTE Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Rahatsız, huzursuz, taşkınlık yapan.

AKNE Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Yüz, omuzlar, sırt ve göğüsteki yağ bezleriyle ilgili kronik bir deri hastalığıdır. En çok 14-20 yaşlar arasında görülür ve bu hastalığın tipik belirtileri olan siyah noktalar, sivilceler, gençlerin bu en hassas devirlerinde genellikle psikolojik rahatsızlıklara yol açar. Yağ bezlerinin kanalında bir tıkaç oluşur ve bu tıkacın başı sertleşip siyahlaşır. Bazen, kanal tıkalı olduğu halde, bez yağ salgılamaya devam eder ve böylece içi yağ dolu bir kist oluşur. Siyah noktalara tıpta komedon adı verilir.

AKOMODASYON Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Gözün optik sisteminin çeşitli uzaklıklara uyum yaparak net görmenin sağlanması.

AKONDROPLAZİ Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Tedavisi olmayan, sebebi bilinmeyen kalıtsal bir cücelik tipidir. Gövde normal büyüklüte olup, kol ve bacaklar anormal derecede kısa ve baş normalden büyüktür.

AKROMEGALİ Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Beyin tabanında bulunan hipofiz bezinin ön bölümünün aşırı çalışmasına bağlı bir durumdur. Büyüme tamamlanmadan, kemiklerin uzaması sona ermeden erken çağlarda baş gösterirse jigantism adı verilen dev görünüm oluşur. Bozukluk büyüme çağının bitiminden sonra baş gösterirse, el ve ayakların genişlemesi, çene ve burnun büyümesi ve sesin kalınlaştığı görülür.

AKUSTİK SİNİR Email this definition Print this definition Create a PDF file 
İşitme siniri

AMBLİYOPİ Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Gözde belirli bir bozukluk olmaksızın oluşan görme tembelliği.

AMNEZİ Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Hafızanın kısmen veya tamamen kaybolması.

ANALJEZİK Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Ağrı kesici.

ANEMİ Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Kısaca, halk arasında kansızlık olarak bilinen anemi, alyuvarların sayı olarak az olması ve alyuvarların içerisinde bulunan hemoglobin adı verilen maddenin miktarının azlığıdır

ANEMİK Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Kan değerleri düşük olan, yani kan sayımında eritrosit sayıları ve hemoglobin miktarı düşük olan kişi.

ANERJİ Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Özel bir antijene cevap verilmemesi hali. Organizmanın savunma yeteneğinin kaybolması.

ANESTEZİ Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Doktorlar, ameliyat sırasında ağrı duymaması için, ameliyattan önce hastaya bir iğne yapar ya da solunum yoluyla bir gaz verirler. Hastanın bilincini yitirerek uykuya geçmesine narkoz, böylece vücudundaki ağrıları duyamayacak duruma gelmesine anestezi, bu duyu yitimine yol açan maddelere de anestezik denir.

ANKSİETE Email this definition Print this definition Create a PDF file 
İç sıkıntısı, iç daralması.

ANOREKSİ Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Anorexia Nervosa, özellikle genç kadınlarda görülebilen, yemek yememek, çok az uyumak, buna rağmen çok aktif olmakla beliren psikolojik bir bozukluktur. Bu durum genellikle kişinin çok şişmanladığı kanısı ile mübalağalı bir şekilde rejim uygulaması ile başlar, önceleri kontrol edilebilen iştah bir süre sonra hakikaten yok olur ve zayıflama normal ölçüleri aşar.

ANOSMİ Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Koku alamama, nezle grip gibi enfeksiyonlarda olabildiği gibi koku siniri ile ilgili beyin bölgesindeki patolojilerde de görülebilir.

ANSEFALİT Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Beyin iltihabı.

ANTİENFLAMATUAR Email this definition Print this definition Create a PDF file 
İltihabi reaksiyonu önleyen madde, ilaç..

ANTİSEPTİK Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Mikropları, yani insan, hayvan ve bitkilerin dokularına yerleşerek hastalığa yol açan bakteri, virüs, mantar gibi tek hücreli asalak canlıları yok etmek sağlıklı yaşamın temel koşullarından biridir. Antiseptik, antibiyotik ve dezenfektan gibi değişik adlarla anılan birçok madde bu amaçla geliştirilmiştir. Ama genel olarak "mikrop" öldürücüler denen bütün bu maddelerin bazı özellikleri ve kullanımları farklıdır.

ANTİSEPTİKLER NASIL ETKİ YAPAR? Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Kimyasal antiseptiklerin mikroplar üzerinde nasıl etkili oldukları tam olarak açıklanamamıştır. Bu maddeler doğrudan doğruya mikrop hücresine girerek yaşamsal işlevlerini engelleyebileceği gibi, mikrop hücresinin dış zarını eriterek de yıkıcı etki gösterebilir. Ne var ki birçok antiseptik normal hücreler üzerinde de ayn etkiyi yapar. Bu yüzden bu maddelerin dikkatli kullanılması gerekir. Bazı antiseptikler ağızdan alındığında ya da vücuda şırınga edildiğinde ağır sonuçlara, hatta ölüme yol açabilir.

ANTİSEPTİKLERİN TARİHİ Email this definition Print this definition Create a PDF file 
İnsanlar, "mikrop kuramının" bulunmasından yüzyıllarca önce neden ve nasıl etki yaptığını bilmeksizin antiseptikleri kullanıyorlardı. Örneğin çiğ etin bol tuz ve baharatla yoğrularak sucuk biçiminde saklanması, sebzelerin yoğun bir tuz ve limon ya da sirke çözeltisi içinde bekletilerek turşu yapılması, bakterileri büyük ölçüde yok ederek bu besinlerin bozulmasını önlüyordu. Bugünkü antiseptikler ise Louis Pasteur'ün değerli çalışmalarının ürünüdür

ANTİSPAZMODİK Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Spazm çözücü, daha çok iç organlardaki düz kasların kasılmalarını çözen ilaç grubuna verilen isim.

ANTİSTATİK Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Statik elektrik birikimini önleyen madde.

ANTİTOKSİK Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Toksin giderici.

ANTİTÜSSİF Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Öksürük giderici.

ANTİVİRAL Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Virüslara etkili, virusların zararlı etkilerini önleyen

ANÜLER Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Halka şeklinde.

ANÜRİ Email this definition Print this definition Create a PDF file 
İdrar çıkaramama.

ANÜS Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Makat, sindirim kanalının bitiş kısmı.

AORTA Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Kalpten çıkan, vücudun en büyük damarı, kalpten çıktıktan sonraki kavisli bölümüne arcus aorta, göğüs kafesi içersinde seyreden kısmına torasik aorta ve karın içersinde seyreden bölümüne de abdominal aorta denir.

AORTİK ANEVRİZMA Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Aort damarının her hangi bir bölümünde görülen genişleme.

APANDİSİT Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Kör barsak (apendiks) iltihabı.

APATİ Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Çevre ile anormal derecede ilgisizlik, duygusuzluk, kayıtsızlık.

APEKS Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Uç, tepe, zirve.

APNE Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Solunumun geçici bir zaman içinde durması.

APOPLEKSİ Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Felç, inme.

APİROJEN Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Ateş yükselmesine neden olan herhangi bir madde taşımayan.

ARAKNOİD Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Beynin üzerinin örten ince zar.

ASETABULUM Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Uyluk kemiğinin başının, kalça kemiği ile eklem yaptığı çukurluk

ASETİLSALİSİLİK ASİT Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Yaygın olarak kullanılan ve bilinen aspirinin kimyasal adı.

ASO Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Antistreptolizin O" için kullanılan kısaltma. Streptolizin, "Hemolitik Streptokok" adı verilen bakterilerin salgıladığı toksinin adıdır. Bu toksinin varlığını tespit için yapılan tetkike de kısaca ASO adı verilir. ASO, romatizma gibi bazı Hemolitik Streptokok enfeksiyonlarında yükselir bu açıdan teşhis te ASO değerleri önem taşır

ASİDOZ Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Organizmanın asit baz dengesinde asit istikametinde bozulma sonucu ortaya çıkan entoksikasyon tablosu.

ATROPİN Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Belladonna (Güzel Avrat Otu) adlı bitkiden elde edilen bir alkaloiddir. Tıpta çok değişik kullanım alanları vardır. Örneğin, göz dibinin muayenesinde, göz bebeğinin genişletilmesi için, ayrıca anesteziden önce üst solunum yollarında salgıların azaltılması için kullanılır.

AŞİL TENDONU Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Baldır arka kısmındaki kas grubunun, topuk kemiğine birleşmesini ve ayağın aşağı yukarı hareketini sağlayan yapı(kiriş).

B
BAĞIŞIKLIK Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Belirli bir mikroorganizmaya karşı vücudun direncidir. Aktif ve pasif olmak üzere iki tip bağışıklık (immünite) vardır. Aktif immünite, hastalığın, çok hafif de olsa, bizzat geçirilmesiyle oluşur. Hastalığa neden olan organizmalar, vücutta antikor reaksiyonları uyandırırlar ve bu reaksiyonlar, bazı vakalarda, hayat boyu devam eder. Pasif immünite ise, antikor reaksiyonu uyandırıcak nitelikte, fakat kuvveti azaltılmış veya değiştirilmiş olan mikropların vücuda aşılanmasıyla oluşur

BAĞIŞIKLIK Email this definition