0-9 A B C D E F G H I J K L M N O P Q R S T U V W X Y Z
Email this definition Print this definition Create a PDF file 
FİBRİNÜRİ


BİLİRUBİN Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Hemoglobinin yıkılmasından açığa çıkan kırmızı boya.

A
ABDOMEN Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Karın,batın.

ABORTUS Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Çocuk düşürme,düşük.

ABSANS Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Kısa süreli şuur kaybı.

ABSE Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Çevre dokulardan kese tarzında doku ile sınırlı içerisi cerahat ile dolu oluşum.

ABSORBSİYON Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Emilme, örn.sindirim, gıdaların barsaklarda absorbsiyonudur denilebilir.

ADRENALİN Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Böbreküstü bezlerinin iç kısımları tarafından salgılanan bir hormondur. Tabiatta bu hormonun görevi, organizmayı acil harekete hazırlamaktır ve etkisini, nabzın atışı, kanın iç organlar ve deriden kaslara sevk edilmesi, karaciğerdeki glikojenin glikoza değişmesi ve böylelikle acil bir enerji kaynağı sağlanması şeklinde gösterir.

AFAKİ Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Gözde, lensin olmaması.

AFAZİ Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Beyindeki ilgili alanların tahribi sonucu, konuşma veya konuşulanı anlama yeteneğinin kaybı. Disfazi, aynı durumun daha hafif bir formudur.

AFONİ Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Ses kaybı. Kısmi veya tam olabilir. Afoni sebepleri, genellikle konuşma kaslarını kontrol eden sinirlerin hastalığı veya zedelenmesi, boğaz, gırtlak hastalıkları veya nörozdur. Histerik afoninin nedeni, şuuraltı, hiç konuşamamak veya özel bir durumda konuşmamamk arzusudur.

AFRODİZYAK Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Cinsi arzuyu artırıcı maddeler, ilaçlara verilen isim.

aglütinasyon Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Bakterilerin kümeler halinde çökmesi

AGLÜTİNASYON Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Sıvı bir süspansiyonda, ufak cisimciklerin bir araya gelip birbirlerine yapışmasıdır.

AGORAFOBİ Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Geniş, açık bir sahada yalnız kalınca hissedilen, kontrol edilemeyen bir korkudur.

AJİTASYON Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Kişinin etrafa saldırganlığı, aşırı aktivitesi ile karakterize durum.

AJİTE Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Rahatsız, huzursuz, taşkınlık yapan.

AKNE Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Yüz, omuzlar, sırt ve göğüsteki yağ bezleriyle ilgili kronik bir deri hastalığıdır. En çok 14-20 yaşlar arasında görülür ve bu hastalığın tipik belirtileri olan siyah noktalar, sivilceler, gençlerin bu en hassas devirlerinde genellikle psikolojik rahatsızlıklara yol açar. Yağ bezlerinin kanalında bir tıkaç oluşur ve bu tıkacın başı sertleşip siyahlaşır. Bazen, kanal tıkalı olduğu halde, bez yağ salgılamaya devam eder ve böylece içi yağ dolu bir kist oluşur. Siyah noktalara tıpta komedon adı verilir.

AKOMODASYON Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Gözün optik sisteminin çeşitli uzaklıklara uyum yaparak net görmenin sağlanması.

AKONDROPLAZİ Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Tedavisi olmayan, sebebi bilinmeyen kalıtsal bir cücelik tipidir. Gövde normal büyüklüte olup, kol ve bacaklar anormal derecede kısa ve baş normalden büyüktür.

AKROMEGALİ Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Beyin tabanında bulunan hipofiz bezinin ön bölümünün aşırı çalışmasına bağlı bir durumdur. Büyüme tamamlanmadan, kemiklerin uzaması sona ermeden erken çağlarda baş gösterirse jigantism adı verilen dev görünüm oluşur. Bozukluk büyüme çağının bitiminden sonra baş gösterirse, el ve ayakların genişlemesi, çene ve burnun büyümesi ve sesin kalınlaştığı görülür.

AKUSTİK SİNİR Email this definition Print this definition Create a PDF file 
İşitme siniri

AMBLİYOPİ Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Gözde belirli bir bozukluk olmaksızın oluşan görme tembelliği.

AMNEZİ Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Hafızanın kısmen veya tamamen kaybolması.

ANALJEZİK Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Ağrı kesici.

ANEMİ Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Kısaca, halk arasında kansızlık olarak bilinen anemi, alyuvarların sayı olarak az olması ve alyuvarların içerisinde bulunan hemoglobin adı verilen maddenin miktarının azlığıdır

ANEMİK Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Kan değerleri düşük olan, yani kan sayımında eritrosit sayıları ve hemoglobin miktarı düşük olan kişi.

ANERJİ Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Özel bir antijene cevap verilmemesi hali. Organizmanın savunma yeteneğinin kaybolması.

ANESTEZİ Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Doktorlar, ameliyat sırasında ağrı duymaması için, ameliyattan önce hastaya bir iğne yapar ya da solunum yoluyla bir gaz verirler. Hastanın bilincini yitirerek uykuya geçmesine narkoz, böylece vücudundaki ağrıları duyamayacak duruma gelmesine anestezi, bu duyu yitimine yol açan maddelere de anestezik denir.

ANKSİETE Email this definition Print this definition Create a PDF file 
İç sıkıntısı, iç daralması.

ANOREKSİ Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Anorexia Nervosa, özellikle genç kadınlarda görülebilen, yemek yememek, çok az uyumak, buna rağmen çok aktif olmakla beliren psikolojik bir bozukluktur. Bu durum genellikle kişinin çok şişmanladığı kanısı ile mübalağalı bir şekilde rejim uygulaması ile başlar, önceleri kontrol edilebilen iştah bir süre sonra hakikaten yok olur ve zayıflama normal ölçüleri aşar.

ANOSMİ Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Koku alamama, nezle grip gibi enfeksiyonlarda olabildiği gibi koku siniri ile ilgili beyin bölgesindeki patolojilerde de görülebilir.

ANSEFALİT Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Beyin iltihabı.

ANTİENFLAMATUAR Email this definition Print this definition Create a PDF file 
İltihabi reaksiyonu önleyen madde, ilaç..

ANTİSEPTİK Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Mikropları, yani insan, hayvan ve bitkilerin dokularına yerleşerek hastalığa yol açan bakteri, virüs, mantar gibi tek hücreli asalak canlıları yok etmek sağlıklı yaşamın temel koşullarından biridir. Antiseptik, antibiyotik ve dezenfektan gibi değişik adlarla anılan birçok madde bu amaçla geliştirilmiştir. Ama genel olarak "mikrop" öldürücüler denen bütün bu maddelerin bazı özellikleri ve kullanımları farklıdır.

ANTİSEPTİKLER NASIL ETKİ YAPAR? Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Kimyasal antiseptiklerin mikroplar üzerinde nasıl etkili oldukları tam olarak açıklanamamıştır. Bu maddeler doğrudan doğruya mikrop hücresine girerek yaşamsal işlevlerini engelleyebileceği gibi, mikrop hücresinin dış zarını eriterek de yıkıcı etki gösterebilir. Ne var ki birçok antiseptik normal hücreler üzerinde de ayn etkiyi yapar. Bu yüzden bu maddelerin dikkatli kullanılması gerekir. Bazı antiseptikler ağızdan alındığında ya da vücuda şırınga edildiğinde ağır sonuçlara, hatta ölüme yol açabilir.

ANTİSEPTİKLERİN TARİHİ Email this definition Print this definition Create a PDF file 
İnsanlar, "mikrop kuramının" bulunmasından yüzyıllarca önce neden ve nasıl etki yaptığını bilmeksizin antiseptikleri kullanıyorlardı. Örneğin çiğ etin bol tuz ve baharatla yoğrularak sucuk biçiminde saklanması, sebzelerin yoğun bir tuz ve limon ya da sirke çözeltisi içinde bekletilerek turşu yapılması, bakterileri büyük ölçüde yok ederek bu besinlerin bozulmasını önlüyordu. Bugünkü antiseptikler ise Louis Pasteur'ün değerli çalışmalarının ürünüdür

ANTİSPAZMODİK Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Spazm çözücü, daha çok iç organlardaki düz kasların kasılmalarını çözen ilaç grubuna verilen isim.

ANTİSTATİK Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Statik elektrik birikimini önleyen madde.

ANTİTOKSİK Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Toksin giderici.

ANTİTÜSSİF Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Öksürük giderici.

ANTİVİRAL Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Virüslara etkili, virusların zararlı etkilerini önleyen

ANÜLER Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Halka şeklinde.

ANÜRİ Email this definition Print this definition Create a PDF file 
İdrar çıkaramama.

ANÜS Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Makat, sindirim kanalının bitiş kısmı.

AORTA Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Kalpten çıkan, vücudun en büyük damarı, kalpten çıktıktan sonraki kavisli bölümüne arcus aorta, göğüs kafesi içersinde seyreden kısmına torasik aorta ve karın içersinde seyreden bölümüne de abdominal aorta denir.

AORTİK ANEVRİZMA Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Aort damarının her hangi bir bölümünde görülen genişleme.

APANDİSİT Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Kör barsak (apendiks) iltihabı.

APATİ Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Çevre ile anormal derecede ilgisizlik, duygusuzluk, kayıtsızlık.

APEKS Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Uç, tepe, zirve.

APNE Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Solunumun geçici bir zaman içinde durması.

APOPLEKSİ Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Felç, inme.

APİROJEN Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Ateş yükselmesine neden olan herhangi bir madde taşımayan.

ARAKNOİD Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Beynin üzerinin örten ince zar.

ASETABULUM Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Uyluk kemiğinin başının, kalça kemiği ile eklem yaptığı çukurluk

ASETİLSALİSİLİK ASİT Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Yaygın olarak kullanılan ve bilinen aspirinin kimyasal adı.

ASO Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Antistreptolizin O" için kullanılan kısaltma. Streptolizin, "Hemolitik Streptokok" adı verilen bakterilerin salgıladığı toksinin adıdır. Bu toksinin varlığını tespit için yapılan tetkike de kısaca ASO adı verilir. ASO, romatizma gibi bazı Hemolitik Streptokok enfeksiyonlarında yükselir bu açıdan teşhis te ASO değerleri önem taşır

ASİDOZ Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Organizmanın asit baz dengesinde asit istikametinde bozulma sonucu ortaya çıkan entoksikasyon tablosu.

ATROPİN Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Belladonna (Güzel Avrat Otu) adlı bitkiden elde edilen bir alkaloiddir. Tıpta çok değişik kullanım alanları vardır. Örneğin, göz dibinin muayenesinde, göz bebeğinin genişletilmesi için, ayrıca anesteziden önce üst solunum yollarında salgıların azaltılması için kullanılır.

AŞİL TENDONU Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Baldır arka kısmındaki kas grubunun, topuk kemiğine birleşmesini ve ayağın aşağı yukarı hareketini sağlayan yapı(kiriş).

B
BAĞIŞIKLIK Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Belirli bir mikroorganizmaya karşı vücudun direncidir. Aktif ve pasif olmak üzere iki tip bağışıklık (immünite) vardır. Aktif immünite, hastalığın, çok hafif de olsa, bizzat geçirilmesiyle oluşur. Hastalığa neden olan organizmalar, vücutta antikor reaksiyonları uyandırırlar ve bu reaksiyonlar, bazı vakalarda, hayat boyu devam eder. Pasif immünite ise, antikor reaksiyonu uyandırıcak nitelikte, fakat kuvveti azaltılmış veya değiştirilmiş olan mikropların vücuda aşılanmasıyla oluşur

BAĞIŞIKLIK Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Belirli bir mikroorganizmaya karşı vücudun direncidir. Aktif ve pasif olmak üzere iki tip bağışıklık (immünite) vardır. Aktif immünite, hastalığın, çok hafif de olsa, bizzat geçirilmesiyle oluşur. Hastalığa neden olan organizmalar, vücutta antikor reaksiyonları uyandırırlar ve bu reaksiyonlar, bazı vakalarda, hayat boyu devam eder. Pasif immünite ise, antikor reaksiyonu uyandırıcak nitelikte, fakat kuvveti azaltılmış veya değiştirilmiş olan mikropların vücuda aşılanmasıyla oluşur

BAKTERİ Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Tek hücreli mikroorganizmalardır. Bunlar, mantarlardan küçük, fakat virüslerden büyüktürler. Bazıları hastalık yapıcı, bazıları zararsızdır; bazı bakteriler ise, faydalıdırlar: Örneğin, toprağın nitrojen yapıcı bakterileri. Bakteriler, şekillerine göre sınıflandırılabilirler: Coccus'lar yuvarlak, bacillus'lar çubuksu, vibrio'lar virgül şeklinde, spirillum'lar dalgalıdır.

BAKTERİYEMİ Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Bakterilerin veya bakteri toksinlerinin kana geçmesiyle oluşan ateş, titreme ile seyreden klinik tablonun adıdır. Eş anlamlı olarak septisemi de kullanılır.

BALLİSMUS Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Kol ve bacakların, istemsiz, şiddetli, atıcı hareketleridir. Bu durum, gövdenin yarısında görüldüğü takdirde, "hemiballismus" adını alır.

BARBİTÜRAT'LAR Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Sinir sistemini uyuşturucu etkileri olan maddelerdir.

BASİL Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Çomak şeklindeki mikroorganizmalardır. Örneğin Tüberküloz'un etkeni Koch adı verilen basildir.

BATIN Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Gövdenin, göğüs ve pelvis bölgeleri arasındaki kısmıdır. Göğüsten, bir kas bölme teşkil eden diafragma ile ayrılmış olan batının, alt kısmında pelvis boşluğu ile devamlılığı vardır.

BAZAL METABOLİZMA Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Vücut yüzeyi birimine göre hesap edilen, istirahat anında sarf edilen enerji miktarıdır.Vücut yüzeyi şahsın, boyu ve kilosundan hesap edilir.Troid bezinin fazla çalışmasında, bazal metabolizma yükselir.

BELL PARALİZİSİ Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Yüz siniri felcidir.

BENCE-JONES PROTEİNİ Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Myelomatosis gibi kemik iliğini ilgilendiren hastalıklarda, idrarla çıkartılan bir cins protein.

BENİGN Email this definition Print this definition Create a PDF file 
İyi huylu

BERİBERİ Email this definition Print this definition Create a PDF file 
B vitamini noksanlığında meydana gelen ağır bir polinevrit

Biyomedikal Email this definition Print this definition Create a PDF file 
“Biyomedikal Teknoloji” esas olarak tıpta teşhis ve tedavi amacıyla kullanılabilecek tüm madde, malzeme, aparat ve cihazların üretimi ile ilgilenen disiplinlerarası bir teknoloji dalıdır. Sağlık sektöründe farklı amaçlar için kullanılan maddelerin (ilaçlar, hormonlar, proteinler vb.) özellikle modern biyoteknoloji teknikleri kullanılarak sentezi/üretimi, kısaca “Sağlık için Biyoteknoloji” günümüzde uluslararası düzeyde en çok yatırım yapılan bilim ve teknoloji dalları arasında ön sırada yer almakta/hızla gelişmektedir, ve “Biyomedikal Teknoloji” nin önemli bir bölümüyle örtüşmektedir.
Biyomedikal Teknolojinin önemli bir dalı yine teşhis ve tedavi amacıyla malzeme üretimidir. Polimerler başta olmak üzere, metaller ve alaşımlar, özel seramikler, karbon ve bunların kompozitlerinden oluşan malzemeler (“Biyomateryaller”) yapay organlar, sert ve yumuşak doku protezleri, ve teşhis ve tedavi amaçlı cihazların yapımında yaygın olarak kullanılmaktadır. Sağlık sektöründe diğer bir alt grup ise, tanı kitleridir. Hastaneler, klinikler, üniversiteler, laboratuarlar ve kişisel olarak kullanılan birçok tanı kiti geniş bir pazar oluşturmaktadır. Biyoçip teknolojisi çoklu tanının aynı anda yapılmasına olanak vermektedir ve Biyomedikal Teknolojinin çok hızla gelişen dalları Genomiks ve Proteomiks ile ilgili uygulamalarında önemli bir role sahip olacağı muhakkaktır. Biyomedikal Teknoloji ürünleri boyut ve kapasite olarak üretimleri az, dolayısıyla küçük fakat özel mekanlarda, özel koşullarda üretilen ürünlerdir, ancak olmazsa olmaz tanımına uyan bir pazara sahiptir ve fiyatları komodite ürünlere göre çok yüksektir. Biyoteknoloji/ Biyomedikal Teknoloji, birçok gelişmiş ve gelişmekte olan ülkede olduğu gibi Türkiye’de de öncelikli desteklenmesi gereken Bilim ve Teknoloji Dallarından bir olarak görülmekte ve çeşitli plan ve programlarda yer almaktadır. Tüm modern/yeni teknoloji dallarında olduğu gibi bu teknolojinin doğru ve hızlı gelişimi için mutlaka çok iyi/sıkı bir sanayi-akademi ilişkisine gereksinim vardır. Bu ilişkinin sağlanabilmesi için çeşitli ara yüzeyler oluşturulmalıdır.

BLEFARİT Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Göz kapaklarının, özellikle kenar bölümlerinin iltihabı.

BONE Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Kemik.

BOTULİSMUS Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Basillus Botulismus toksinleri ile meydana gelen zehirlenme.

BRADİKARD Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Kalbin dakikadaki atım sayısının azalması

BRAKİYALJİ Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Kol ağrısı.

BRONCHİOLİTİS Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Solunum sisteminin en küçük fonksiyonel üniteleri olan bronşiollerin iltihabına denir.

BRONCHİOLİTİS Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Solunum sisteminin en küçük fonksiyonel üniteleri olan bronşiollerin iltihabına denir.

BİFURKASYON Email this definition Print this definition Create a PDF file 
İki dala ayrılma yeri.


BİFİD Email this definition Print this definition Create a PDF file 
İki bölüme ayrılmış durumda olan, çatallı, yarık.

BİKONKAV Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Her iki yüzeyide konkav, iç bükey veya oyuk olan.

BİKONKAV Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Her iki yüzeyide konkav, iç bükey veya oyuk olan.

BÜL Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Ciltte içi sıvı dolu kabarık oluşumlar. Çapları 0.5 cm'den büyüktür. Küçük olanlarına vezikül denir.

BİLATERAL Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Her iki tarafa ait olan, iki taraflı.


BÜLLÖZ Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Büllerden oluşan lezyon.

BİLİRUBİNEMİ Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Kanda bilüribinin artması.

BİSEKSÜEL Email this definition Print this definition Create a PDF file 
İki cinsiyetli, hem erkek hem dişi.


BİYOPSİ Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Canlı bir dokudan muayene edilmek üzere küçük bir parça alınması.


C
cadaver Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Ölü, ceset, kadavra.

CADUCEUS Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Mitolojide Tanrı'nın habercisi olan Merkür'ün asasıdır. ABD ordusu tıp mensuplarının sembolü olup, tıp biliminin sembolü olan Eskülap asaından farklıdır. Merkür asaının çevresinde iki yılan vardır, Eskülap'ta ise, bir yılan bulunur.

CAISSON HASTALIĞI Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Vurgun. Dalgıçlarda ve çok yükselen havacılarda atmosfer basıncının ani değişimlerine bağlı olarak meydana gelir.

CALCANEUS Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Topuk kemiği.

CANDIDA Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Bir mantar çeşidi

CERAHAT Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Alyuvarlar, bakteri ve yıkılmış doku kalıntıları gibi iltihap ürünlerini kapsayan doku sıvısıdır.

CERRAHİ Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Tıbbın en eski dallarından biridir. İlaçla ya da başka tedavi yöntemleriyle iyileştirilemeyen hastalıkların, yaralanmaların, vücuttaki yapı bozukluklarının ameliyatla onarılmasına ya da hastalıklı organı kesip çıkararak iyileştirilmesine dayanır.

CERUMEN Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Kulak kiri. İnsan kulağında normal olarak bulunan balmumu kıvamındaki salgıdır. Bu salgının fazlalığı, kulak tıkanması ve geçici sağırlığa yol açar.

CESTODIASIS Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Yassı solucan enfeksiyonudur.

CLAVİCULA Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Köprücük kemiği.

COOMBS Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Aglütinasyonda çıkmazsa antikor varlığını tespit etmek için yapılan test

COR Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Kalp.

COXAE Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Kalça kemiği.

D
DAKRİYOADENİT Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Gözyaşı bezi iltihabı.

DAKRİYOLİT Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Gözyaşı taşı.

DAKRİYOSİSTEKTOMİ Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Gözyaşı kesesinin ameliyatla çıkartılması.

DAKRİYOSİSTOGRAFİ Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Kontrast madde verilerek gözyaşı kesesi ve kanalının radyolojik olarak incelenmesi.

DAKRİYOSİSTORİNOSTOMİ Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Gözyaşı kanalının tıkalı olduğu durumlarda uygulanan, kesenin burun boşluğuna diranajını sağlayan ameliyat.

DAKRİYOSİSTİT Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Gözyaşı kesesi iltihabı

DALTONİZM Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Renk körlüğü.

DANSİMETRE Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Yoğunluk ölçen cihaz.

DEBİLİTE Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Zeka geriliği.

DEFEKASYON Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Dışkının dışarı atılması.

DEFEKT Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Eksiklik, kusur.

DEFLORASYON Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Kızlık zarının yırtılması.

DEFORMASYON Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Şeklini bozma.

DEFORMİTE Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Şekil bozukluğu.

DEFİBRİLATÖR Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Kalbin normal dışı hızlı atımını durdurarak tekrar normal kalp ritmine dönmesini sağlayan araç.

DEJENERASYON Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Dokuların normal yapılarının bozulup normal fonksiyonlarını yapamıyacak hale gelmeleri.

DEKOMPRESYON Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Baskı yapan gücün veya baskının kaldırılması.

DEKONJESTAN Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Konjesyonu (şişme) azaltan, dekonjessif.

DEKÜBİTİS Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Yatalak olanlarda hareketsizlik sonucu sırtta ve kalçalarda açılan yaralar.

DELİRİUM Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Zehirlenmeler, ateşli hastalıklar, epilepsi, histeri ve akıl hastalıklarında görülebilen, titreme, hallüsinasyonlar ve saldırganlıkla birlikte bilincin kaybolması tablosuna verilen isim.

DEMANS Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Bunama, muhtelif formları vardır.Senil Demans, Presenil Demans, Toxic Demans.

DEMONSTRASYON Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Göstererek öğretme.

DEMORALİZASYON Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Moral çöküntü.

DEMİYELİNİZASYON Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Sinir liflerinin etrafını saran myelin tabakasının kaybı.

DEPRESYON Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Ruhsal ve bedensel çöküntü, isteksizlik.

DEPİLASYON Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Kılların çıkartılması işlemi.

DERMABRAZYON Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Deri üzerindeki benler veya yara izlerini ortadan kaldırma amacı ile yapılan kazıma işlemi

DERMATOLOJİ Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Cildiye, cilt hastalıklarını inceleyen bilim dalı.

DERMATİT Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Cildin iltihabi durumu.

DERMİS Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Ciltte en üst tabaka olan Epidermis'in altındaki tabakaya dermis adı verilir.

DÜŞÜK Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Fetusun, gebeliğin 28. haftasından önce ölümü, ve rahmin dışa atılmasıdır.

E
E.E.G Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Elektroansefalografi kelimesi için kullanılan kısaltma

EDEMA Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Ödem, vücudun her hangi bir yerinde hücre dışında anormal su birikmesi.

EFERVESAN Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Suya atıldığı zaman küçük gaz kabarcıkları çıkartarak köpüren, eriyen.

EFFEKT Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Tesir,etki.

EFFÜZYON Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Vücut boşluklarında veya doku içerisinde sıvı birikmesi. "Plevral effüzyon" iki plevra yaprağı arasında sıvı birikmesidir.

Ekg Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Ekg Nedir?

EKLAMPSİ Email this definition Print this definition Create a PDF file 
İlerlemiş gebeliklerde veya doğumdan hemen sonra yüksek kan basıncı, ödem ve idrarda protein yükselmesi ile karekterize nöbetler ve önlem alınmazsa bilincin kaybolması hali.

EKO Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Yankı

EKOENSEFALOGRAM Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Beynin ekoensefalografi ile elde edilen çizelgesi.

EKOKARDİYOGRFİ Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Kalp, damar sisteminin teşhisinde kullanılan ultrasonik bir yöntem

EKOLALİ Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Hastanın kendisine söylenilen sözleri anlamsız şekilde aynen tekrarlaması.

EKSİZYON Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Bir dokunun çıkartılıp atılması.

EKTAZİ Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Genişleme. Örn. Bronşektazi.

EKTODERM Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Derinin en dış tabakası.

EKTOPİ Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Her hangi bir organın normal bulunması gereken yerde değilde, vücudun başka bir yerinde olması hali.

EKTROPİON Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Göz kapaklarının serbest kenarlarının dış tarafa kıvrılmaları.

EKİNOKOK Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Köpek ve kurtlar, nadiren kedilerde bulunan bir parazit olup larvaları memeli canlılarda büyüyerek hidatik kistleri yaparlar.

EKZEMA Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Deride kızarıklık, şişme, veziküller, kaşıntı gibi belirtilerle görülen daha çok psikosomatik nedenli cilt rahatsızlığı. Akut ve Kronik diye ayrıldığı gibi Yaş ve Kuru ekzema cinsleri de vardır.

Electrocardiogram Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Kalbte uyarımı sağlayan elektrik akımının zaman ve voltaj değişkenleirne tabi olarak kaydedilmesinden elde edilen çizgi.

Electrocardiographyy Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Kalbin çalışmasından doğan aksiyon akımlarının yazılması.

Electrocision Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Organların elektrik akımı ile çıkarılması elektrikle yapılan ameliyat.

Electrocoagulation Email this definition Print this definition Create a PDF file 
yüksek frekanslı ceryanla dokuların bazı kısımlarının pıhtılaştırılması.

Elekrocauterization Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Dokuları ucundan elektrik akımı geçen platin tel aracılığıyla yakma, elektrokoterizasyon.

ELEKTROANSEFALOGRAFİ Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Beynin elektriki faaliyetlerinin grafik olarak gösterilmesi.

Elektrocardiograph Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Elektrokardiyogramı kaydeden cihaz, elektrokardiyograf.

Elektrocautery Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Dokuyu elektrikle yakma, elektrokoter.

Elektrocoagulatör Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Elektrokoagülasyon amacıyla kullanılan alet, elektrokoagülatör.

Elektrohemostasis Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Elektrokoterle kanamanın durdurulması.

ENDOKRİNOLOG Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Endokrin sistemin yapı, patolojileri ve tedavisi konusunda uzman kişi.

ENDOKRİNOLOJİ Email this definition Print this definition Create a PDF file 
İç salgı bezlerinin fonksiyonlarını, normal dışı çalışma sonucu oluşan hastalıklarını ve bunların tedavilerini inceleyen tıp dalıdır.

ENSEFALON Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Beyin.

ENVAZYON: Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Yayılma, örneğin kafatasındaki bir tümörün beyin dokusuna envazyonu denince tümörün beyine yayılması kastedilir.

EROZYON Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Deri veya mukozada görülen, sınırlı bir bölgede epitel kaybı, yüzeyel yaralar. Örneğin; Cervical erozyon, halk arasında rahim ağzında yara olarak bilinir. 
 
 

F
FALKS SEREBRİ Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Beynin sağ ve sol yarı kürelerini birbirinden ayıran, orağa benzediği için bu isim verilen kalın zar.

FALLOP TÜPLERİ Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Her biri yaklaşık 10 ar cm. uzunluğunda, uterusun üst köşelerinden yumurtalıklara kadar uzanan iki borudur. Tuba uterina veya uterus tüpleri de denir.

FALLOT'S TETRALOGY Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Kalbin doğumsal bir anomalisine verilen isim.


FAMİLYAL Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Irsi, kalıtsal, herediter.

FARİNKS Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Yutak

FASİAL PARALİZİ Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Yüz siniri felci, bu sinirin felcinde yüzün yarısı kısmen hareketsiz ve ifadesiz kalır. Santral ve Periferik olmak üzere iki türlü olur

FASİAL SİNİR Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Yüz siniri, yedinci kafa çifti.


FATAL Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Öldürücü, ölümle sonuçlanan.

FEBRİL Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Ateşli, hummalı.


FEÇES Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Dışkı.

FEKALİT Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Barsakta bir kısım dışkının sertleşmesi sonucu oluşan dışkı taşı.


FEMUR Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Uyluk kemiği

FERMENT Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Bazı organların salgılarında bulunup kimyasal değişikliklere etki eden maddeler

FERMENTASYON Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Mayalanma.

FERRİTİN Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Demir elementinin vücutta depo edilen şekli.


FERTİL Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Gelişme yeteneği olan, doğurabilen.

FERTİLİTE Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Doğurma yeteneği, verimlilik.

FETAL Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Fetus'a ait.

FETUS Email this definition Print this definition Create a PDF file 
:Üçüncü gebelik ayı başından doğuma kadarki devre içinde ana rahmindeki canlıya verilen isim

FRENİK SİNİR Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Nervus Frenicus. Göğüs boşluğu ile karın boşluğunu birbirinden ayıran diafragmanın sinirine verilen addır.
 

FİBRO-SARKOM Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Bağ dokusunun kötü huylu tümörü

FİBROM Email this definition Print this definition Create a PDF file 
İyi huylu bağ dokusu uru.

FİBRİN Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Kanın pıhtılaşmasına yarayan albumin cinsinden bir madde

FİBRİNEMİ Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Kanda fibrin bulunması.

FİBRİNÜRİ Email this definition Print this definition Create a PDF file 
İdrarda fidrin çıkması.

FİBRÖZ Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Lif dokusu

FİBULA Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Bacaktaki iki kemikten dış kısımda olanıdır. Üstte Tibia ile eklem yapar diz eklemi yapısına girmez, altta ise ayak bileği eklemine iştirak eder.

FİLARİA Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Omurgalı canlıların kanında ve dokularında yaşayan kıl kurdu cinsi parazit. Elefantiazis denilen rahatsızlığa neden olur.


G
GALAKTEMİ Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Kanda süt bulunması.

GALAKTORE Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Memeden kendiliğinden süt gelmesi.

GALAKTOSEL Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Memede, içi süt dolu kist.

GALAKTOZ Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Süt şekeri.

GALAKTOZÜRİ Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Gebelerde idrarla galaktoz çıkması.

GALAKTÜRİ Email this definition Print this definition Create a PDF file 
İdrarın süt görünümünde çıkması.

GANGLİON Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Lenf bezi, bazı ufak urlara verilen isim.

GANGREN Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Dokunun ölmesidir, ancak halk arasında daha çok bir uzvun vücuda bağlıyken ölmesi anlaşılır.

GASTRODÜODENİT Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Mide ve onikiparmak barsağının iltihabı.

GASTROENTERELOG Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Mide, barsak hastalıkları mütehassısı.

GASTROENTEROLOJİ Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Mide, barsak hastalıkları bilgisi.

GASTROENTERİT Email this definition Print this definition Create a PDF file 
İshalle seyreden mide barsak iltihabı.

GASTROLİT Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Mide taşı.

GASTROMEGALİ Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Midenin genişlemesi.

GASTRONOMİ Email this definition Print this definition Create a PDF file 
İyi yemek yeme bilimi.

GASTROPTOZİS Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Mide düşüklüğü

GASTROSKOPİ Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Hastaya yutturulan bir kamera ile midenin görerek muayene edilmesi.

GASTROİNTESTİNAL Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Mide - barsak.

GASTRİT Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Mide iltihabı.

GİARDİA Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Tek hücreli organizmalardandır. Esas adı Giardia Lamblialis olup, sindirim sisteminde yerleşir.

GİARDİASİS Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Giardia İntestinalis adlı mikroorgnizmanın sebep olduğu hastalık.

H
HABİTÜEL Email this definition Print this definition Create a PDF file 
İtiyadi, alışkanlığa bağlı.

HALLUKS Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Ayak başparmağı.

HALLÜSİNASYON Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Gerçekte olmayan şeyleri algılamak.

HALOTAN Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Anestezik bir madde.

HAMARTOM Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Yeni oluşmuş kan damarlarında meydana gelen tümör.

HAMARTROZ Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Eklem boşluğuna kan dolması.

HAŞİŞ Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Esrar, haşhaş

HEMAGLÜTİNASYON Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Kan yuvarlarının aglütinasyonu

HEMANJİEKTAZİ Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Kan damarlarının genişlemesi.

HEMANJİOM Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Kan damarlarından dogan urlar.

HEMATEMEZ Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Kan kusma.

HEMATOLOG Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Kan hastalıkları uzmanı.

HEMATOM Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Organ içerisinde veya aralarında kan birikmesi.

HEMATOMİYELİ Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Omurilikte kanama.

HEMATOSEL Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Testis torbalarında kan birikmesi

HEMORAJİ Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Kanama.

HERPES Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Uçuk, içi sıvı dolu vezikül.

HERPES SİMPLEKS Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Aynı adı taşıyan virüsün sebep olduğu çeşitli deri ve mukoza bölgelerinde yaygın, küçük, içi sıvı dolu oluşumlar ile belirgin virütik enfeksiyon.

HİLUS Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Organlarda büyük damar ve sinirlerin, akciğerlerde solunum yollarının giriş kapısı.

HİPERKROMAZİ Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Pigment fazlalığı gösteren.

HİPOFİZ Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Beyin tabanında burun arkasının üst kısmına uyan bölgede hormon salgılayan bir bezdir.

HİPOSPADİAS Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Penisin doğumsal bir şekil bozukluğudur. İdrar yolunun son kısmı olan üretra'nın dışa açılan deliğinin normal yerinde değil, penisin alt yüzünde herhangi bir yerde olması halidir.

J
JARGON Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Kelimeleri yerinde kullanamama ile karekterize anlamsız ve anlaşılmaz konuşma

JEJUNUM Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Oniki parmak barsağından sonra gelen ince barsak bölümü.

JEJUNİT Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Jejunum iltihabı.

JOİNT Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Eklem.

JUVENİL Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Gençliğe ait.  

JİGANTİZM Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Ergenlik çağından önce oluşan hipofiz bezi tümörlerinde büyüme olayının kontrolden çıkması sonucu oluşan dev görünüm.

JİNEKOLOJİ Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Kadın hastalıkları ile ilgili tıp dalı

JİNEKOMASTİ Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Erkeklerde memenin anormal ölçüde büyümesi.

JİNJİVİT Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Diştleri iltihabı.

K
KAKOZMİ Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Pis koku

KALYUM Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Potasyum.

KARDİAK Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Kalbe ait

KARİNA Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Trakeanın (nefes borusu), sağ ve sol akciğerlere girmeden önce ikiye ayrıldığı kısıma verilen ad.

KATABOLİZMA Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Maddelerin yüksek terkiplerinin, dokularda yakılarak daha basit terkipte maddeler meydana gelmesi.

KAŞEKSİ Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Genel sağlık durumunun bozukluğu ile ilgili ileri derecede zayıflama hali.

KELOİD Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Eski bir kesi veya ameliyat yerinde aşırı nedbe dokusu oluşmasıdır.

KERATOMA Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Nasır.

KERATOMETRE Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Kornea kavislerini ölçmekte kullanılan alet

KERATOPLASTİ Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Matlaşmış korneanın yerine başkasından alınan korneanın konulması ameliyatı.

KERATOSKOP Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Korneayı muayene aleti

KERATİN Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Tırnak ve boynuzun ana maddesi

KERATİNİZASYON Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Boynuzlaşma.

KERATİT Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Kornea iltihabı.

KERNİCTERUS Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Yeni doğanın şiddetli ikterinde beynin bazı çekirdeklerinin bilüribinin etkisiyle toksik degenerasyonudur.Çocukta zeka geriliği ve spastisite görülebilir.

KETONEMİ Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Kanda keton cisimciklerinin bulunması

KETONÜRİ Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Idrarla keton çıkarılması

KIZAMIK Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Salgın yapan virütik bir çocukluk çağı hastalığıdır.

KLEPTOMANİ Email this definition Print this definition Create a PDF file 
İhtiyacı olmaksızın patalojik çalma dürtüsüne verilen addır.

KLOSTROFOBİ Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Kapalı yerlerden sebebsiz yere korkma reaksiyonudur.

KOCH BASİLİ Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Tüberküloz basiline, bulanın adına izafeten verilen ad.

KOLESTEROL Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Hayvansal ve bitkisel yağların içerisinde bulunan, karaciğer tarafından sentez edilen bir maddedir. Kanda normalden fazla bulunması halinde, damar sertliğine neden olur, ve bazanda safra pigmentleri ile birleşerek safra taşlarının oluşumunda rol oynar

KORPUS Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Gövde.

KİFOZ Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Omurganın açıklığı öne bakan kanburluğuna verilen ad.

KÜRTAJ Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Küretajın kelime anlamı kazımaktır. Ama burada adı geçen Kürtaj halk arasında, küçük hamileliklerde rahim içerisindeki ceninin tıbbi müdahele ile alınması kastedilmektedir. Kürtaj ayrıca teşhis amaçlı da yapılabilir. Yani rahim iç duvarından kazınarak örnek alınıp incelenmeside kürtaj olarak adlandırılır

KİST Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Etrafı membranla (zar) çevrili içi sıvı dolu oluşumlar. Büyüklükleri muhtelif olup vücüdun her tarafında oluşabilir

KİST HİDATİK Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Bazı organlarda (daha çok karaciger, akciğer , beyin) ekinokok adı verilen parazitlerin neden olduğu içi berrak su görünümünde kistler

KİST SEBASE Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Yağ bezlerinin büyümesi sonucu deri altında oluşan kistler.

L
LABİL Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Kararsız, çabuk değişen.

LAGOFTALMİ Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Göz kapaklarındaki bozukluk nedeniyle gözlerin tam kapanmaması hali.

LAKRİMA Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Göz yaşı.

LAKTASYON Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Annenin süt verme devresi.

LAKÜN Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Küçük boşluk, delik.

LAP Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Lenfadenopati'nin kısaltılmış şeklidir. Lenfadenopati, lenf bezlerinde büyüme anlamına gelir.

LAPARATOMİ Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Teşhis amaçlı veya ameliyat için karın boşluğunun açılması.

LAPAROSKOPİ Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Ucunda kamera olan, laparoskop denilen aletle karın boşluğunun endoskopik incelenmesi.

LARENGOSKOP Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Bogazın muayenesine yarayan aynalı ışıklı alet.

LARENGOSKOPİ Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Gırtlağın içinin larengoskop ile muayenesi.

LARENJİT Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Larenks iltihabı.

LARENKS Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Gırtlak.

LARVA Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Tırtıl, kurtçuk.

LENFOMA Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Başlangıcını lenfoid dokudan almış ur.

LEZYON Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Genel anlamda henüz tam olarak niteliği tespit edilmemiş bozukluk.

LİGAMENT Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Vücudun muhtelif eklemlerinde, organlarında bulunan bağlara verilen isimdir.

M
MAGNET Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Mıknatıs.

MAKRO Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Büyük.

MAKROSEFALİ Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Başın (beynin) normalden büyük olması.

MALABSORBSİYON Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Emilimin bozuk oluşu.

MALADİ Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Hastalık.

MALARYA Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Sıtma.

MALASİ Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Keyifsizlik, kırıklık.

MALE Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Erkek.

MALFONKSİYON Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Her hangi bir organın yetersiz veya dengesiz görev yapması

MALFORMASYON Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Kusurlu oluş, sakatlık.

MALLEOL Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Ayak ekleminin her iki tarafındaki kemik çıkıntılarına verilen isim.

MALLEUS Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Orta kulaktaki çekiç kemik.

MALNUTRİSYON Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Sağlık için şart olan, vitamin, mineral, protein ve benzeri maddelerin yetersiz alınmasından doğan hastalıkları tanımlayan bir terimdir

MALPRAKTİS Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Tıpta yanlış, özensiz tedavi.

MAMOGRAFİ Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Meme filmi.

MANDİBULA Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Alt çene kemiği.

MANİ Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Aşırı neşe şeklinde beliren psişik hastalık.

MARFAN SENDROMU Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Sebebi bilinmeyen herediter genetik bir hastalık.

MASTEKTOMİ Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Ameliyatla memenin alınması.

MASTEKTOMİ Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Memenin her hangi bir rahatsızlık nedeniyle alınmasıdır. Basit mastektomi sadece meme dokusunun çıkartılmasıdır. Radikal mastektomi ise, kanser vakalarında baş vurulan memeyle birlikte, memenin altındaki kasların ve koltuk altındaki lenf bezlerinin de çıkartılmasıdır

MASTOİDEKTOMİ Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Mastoid hücrelerin iltihaplanması nedeniyle mastoid kemiğin çıkartılması ameliyatıdır.

MASTOİDİT Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Kulak arkasında bulunan mastoid kemikteki,mastoid hücrelerinin iltihabıdır. Genellikle orta kulak iltihaplarını takip eder.

MASTİTİS Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Memenin iltihabıdır, emziren annelerde sütün birikmesi nedeniyle veya meme başındaki çatlak nedeniyle sık rastlanan bir durumdur

MENENJİT Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Beyin zarlarının (Meninkslerin) iltihabıdır.

MENSTRUAL SİKLUS Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Adet görme dönemleri, iki adet arası.

MENTAL RETARDASYON Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Zeka gelişiminde gerilik

METASTATİK Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Metastaz yapmış lezyona verilen isim. (Başka bir organdan atlamış tümöral oluşum)

METASTAZ Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Herhangi bir organdaki kanser hücrelerinin, vücudun başka bir bölümüne atlamasıdır.

MUKOLİTİK Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Mukus'u eriten anlamındadır. Yani, akciğerlerde oluşan ve katılığı nedeniyle çıkarılmakta güçlükle karşılaşılan mukus'un (balgam) kıvamını azaltarak, atılmasını sağlayan ilaçlar

MUKOZA Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Bazı organların iç yüzlerini kaplayan ve salgı üreten doku tabakası

MİYOM Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Uterus adalesinin iyi huylu tümörüdür.

N
NARKOANALİZ Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Psikanalize yardımcı olmak amacıyla, bir narkotik ilacın kullanılmasıdır.

NARKOLEPSİ Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Önüne geçilemiyecek kadar şiddetli uyuma eğilimi.

NARKOTİK Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Uyutucu, uyuşturucu.

NARKOZ Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Ameliyat yapmak için duyu, hareket ve bilincin damar yolu veya solunum yolu ile narkotik madde verilerek uyuşturulmasıdır.

NARSİZM Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Kendi kendini sevmek anlamına gelir.Aslında gelişimin normal bir safhasını teşkil eder,ancak hayatın ileri devrelerinde varlığı anormal sayılır.

NATAL Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Doğuşa ait.

NATRİUM Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Sodyum.

NAUSEA Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Mide bulantısı.

NAZAL KEMİK Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Burun kemiği.

NAZOFARİNKS Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Burnun arka kısmı ile yutağın komşuluk yaptığı bölge.

NEBULİZER Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Sıvıyı püskürterek uygulamaya yarayan alet.

NEONATAL Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Yeni doğana ait.

NEOPLAZİ Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Patalojik anlamda yeni doku oluşumu.

NODÜL Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Yuvarlak, çapı 1 cm'den küçük patolojik oluşumlar.

NÖROLOJİ Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Asabiye, sinir hastalıkları.

NÖROŞİRÜRJİ Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Beyin cerrahisi.

O
OBDUKSİYON Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Otopsi.

OBEZ Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Şişman.

OBEZİTE Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Şişmanlık.

OBJE Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Görülebilen veya dokunulanilen herhangi bir şey.

OBJEKTİF Email this definition Print this definition Create a PDF file 
Duyulup, görülebilen, idrak edilebilen.

OBLİTERASYON Email this definition